Matbah-ı Amire sıradan bir günde yaklaşık dört bin Saray sakinine iki öğün yemek çıkarırdı. Ulufe merasimi, ziyafet, Hünkar Şöleni gibi olağanüstü durumlarda hizmet verdiği insan sayısı yirmi bini bulurdu. Bunun karşılığında ise yılda kırk bin koyun, seksen bin tavuk, bir milyon okka pirinç ve yaklaşık iki milyon okka da şeker tüketirdi.
Sayfa 35 - Matbah-ı Azam - En Büyük Mutfak·Kitabı okuyor
Saray Mutfağı
ileride ve yerinde nakledeceğimiz bir askeri ihtilalde, Padişah Genç Osman'ı Yedikule Zindanı'nda boğup öldürenler, Yeniçeri Ocağı'nın 65. Orta'sındandılar İhtilalden sonra bu orta lağvedilmişti. Bu vakadan ocağın lağvına kadar geçen asırlar boyunca, her ulufe tevziinde 65.Orta'nın sırası gelince, adı üç defa okunur, ses verilmez, üçüncü okunuşunda yeniçeri başçavuşu, "Yoktur!... "diye seslenir, bunun üzerine İkinci Avlu'yu doldurmuş olan yeniçeriler bir ağızdan, "Yok olsun!..." diye bağırlardı.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Matbah-ı Amire (Saray Mutfağı)
“Matbah-ı Amire’ sıradan bir günde yaklaşık 4000 Saray sakinine 2 öğün yemek çıkarırdı. Ulufe Merasimi*, ziyafet, Hünkar Şöleni gibi olağanüstü durumlarda hizmet verdiği insan sayısı 20.000’i bulurdu. Bunun karşılığında ise yılda 40.000 koyun, 80.000 tavuk, 1 milyon okka pirinç ve yaklaşık 2 milyon okka da şeker tüketilirdi.”
Sayfa 35 - *Ulufe Merasimi: Osmanlı Devletinde Yeniçeriler ve saray görevlilerine 3 ayda bir verilen maaşların (Ulufe) dağıtıldığı resmî törendir. Bu devlet otoritesini,hazine gücünü sergilemek ve askerle ilişkileri denetlemek açısından çok önemliydi.·Kitabı okudu
Alıntı
Birkaç gündür, İstanbul'un değişik bölgelerinde muhalif sesler yükselmeye başlamış ve halk, Padişahlarının neden hapsedildiğini sorar olmuştu. Anlaşılan çocuk Padişah'ın tahta çıkışı şerefine dağıtılan ulufe az bulunmuş, kimseyi hoşnut etmemişti. Bu yüzden için için kaynayan bir isyan seziliyordu ve saraya duyulan hoşnutsuzluk daha çok camilerde ortaya çıkıyor ve bazıları uluorta, "İslam halifesini ne hakla kendi sarayında diri diri gömdükleri"ni soruyordu.
1000Kitap
Yeniçerilerin ulufe tezkireleri yeniçeri ağalarına, mütevellilerine, ustalarına, hattâ devletteki daha büyüklere bir gelir kaynağı olmaya başlamıştı. Yeniçerilik örgütünün yaşamasında çıkarları olan kişilerin etkisi, bu durumdaki yeniçeriliğin kaldırılmasına varacak her reform çabasını baltalamıştır.
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Alıntı
Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk devletidir..!
"Maliye Bakanlığının döner koltuğunda bugün genç bir politikacı oturuyor. Politikacının adı Yılmaz Ergenekon'dur. Ergenekon, Ankara Hukuk Fakültesinde Medeni Hukuk Doçentiyken, Devlet Planlama Örgütünde görevler üstlenmiştir. Örgütte, "Teşvik ve Uygulama Dairesi Başkanlığı" yapan bu Medeni Hukuk Doçenti, devletin olanaklarını iş ve sermaye çevrelerine "ulufe" dağıtır gibi dağıtmakla ün yapmıştır. Ergenekon, bir özel şirkete yedi yüz yirmi bin dolarlık döviz kredisi sağladıktan sonra, fakültedeki ve planlamadaki görevlerinden istifa edip kredi sağladığı bu şirkete müşavir oluvermişti."