Kitapla, arşivle, yazmayla uğraşmak bu topraklarda hiçbir zaman "halk kitlelerinin" harcı olmadı; her zaman ya ciddi bir şahsi servet, ya aristokratik bir arka plan ya da devletin doğrudan himayesini gerektirdi. Osmanlı’da divan şairlerinin veya ulemanın arkasındaki ulufe/vakıf mekanizması da bunun açık bir kanıtıydı. Yakın tarihe kadar memurluk, entelektüel üretim için asgari ama hayati bir maddi güvence vahasıydı. Bugünün asıl yapısal trajedisi, Cumhuriyet’in kurduğu "Memur-Aydın" modelinin de artık iktisaden tasfiye edilmiş olması. Geçmişte bir üniversitede asistan olmak, bir devlet kurumunda araştırmacı, kütüphaneci ya da lisede öğretmen olmak şatafatlı bir hayat sunmazdı ama en azından asgari şartları karşılardı. Başını sokacak insani bir lojman ya da ödenebilir bir kira. Ay sonunda masada kalacağı kesin olan bir tas çorba.En önemlisi de zihni hayatta kalma kaygısıyla felç etmeyen, kitaba ve düşünmeye ayrılacak görece emniyetli bir zaman dilimi. Bugün ise "memuriyet" veya akademi, bir entelektüelin sığınağı olmaktan çıkıp, bizzat kendisi ulaşılması imkansız ya da ulaşıldığında dahi karın doyurmayan bir lükse dönüştü. Büyük şehirlerdeki bir memur veya akademisyen maaşı, bugün araştırmanın kalbi olan İstanbul veya Ankara’nın merkez mahallelerinde sadece ev kiralamaya bile yetmiyor. Entelektüel, fiziki olarak çeperlere sürülüyor. Hayatta kalabilmek için ek işler kovalamak, geçim derdiyle zihni sürekli meşgul etmek, eskiden memurluğun sağladığı o "mesai sonrası entelektüel mesaiyi" tamamen imkansız kılıyor. Eskiden kitap pahalıydı ama okur-yazarın tutunacağı asgari bir memuriyet zemini vardı. Bugün hem kitap ulaşılamaz bir lüks hem de o asgari zemin bir hayal.
Felsefe
Entelektüel üretimi sadece "zihinsel bir faaliyet" zannedenlerin ıskaladığı şey, düşüncenin de her şeyden önce maddi bir altyapıya ve fiziki hayatta kalma koşullarına bağlı olduğudur. Yeni mecralar vaat ettikleri "özgürlük" alanını çoktan birer dijital pazar yerine dönüştürdü. Bağımsız bir entelektüelin derinlikli, nüans barındıran ve sabır gerektiren analizi, algoritmanın görünürlük kriterlerine (hız, sansasyon, kutuplaşma, yüzeysellik) takılıyor. Reklam gelirlerinin komik düzeyde olması, üreticiyi kitlelerin anlık tüketim iştahına köle olmaya ya da görünmezliği kabul etmeye zorluyor. Düşünce üretimi; sessizlik, güvence ve zaman gerektirir. Barınma krizinin arş-ı alaya çıktığı, en temel insani ihtiyaçların birer hayatta kalma savaşına dönüştüğü bir vasatta, zihni berrak tutmak imkansızlaşır. Kağıt krizleri, döviz kuru ve enflasyon sarmalında bir kitabın, bir akademik dergi aboneliğinin ya da yurt dışındaki bir sempozyuma katılım maliyetinin ulaştığı seviye, entelektüel otonomiyi baştan felç ediyor. Ekonomik olarak sivil alanda nefes alamayan okur-yazar, kaçınılmaz olarak hayatta kalabilmek için eski reflekslere dönüyor. Kendi yağıyla kavrulamayan düşünce; ya bir vakfın, ya bir cemaatin, ya da uluslararası fon mekanizmalarının ideolojik lojistik aparatına dönüşmek zorunda kalıyor. İsimler ve mecralar değişse de sistem aynı kalıyor. Maaşını veya ulufe niyetine fonunu kim veriyorsa, onun sınırları içinde düşünen bir kitle.
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Rusya veya Batı Avrupa’daki tarihsel örneklerine baktığımızda, "entelijansiya" kavramı özü gereği devlet aygıtının dışından, ona mesafeli, hatta onunla çatışan ve gücünü kamusal/sivil alandan alan bağımsız bir zümreyi ifade eder. Bizde ise durum tam tersi bir genetik kodla başladı. Okur-yazar sınıfı, sivil toplumun içinden organik olarak doğmadı; bizzat devlet eliyle, devleti kurtarmak için üretildi. Osmanlı'nın son dönemindeki münevver de, Erken Cumhuriyet’in inşa ettiği aydın da temelde birer devlet memuruydu. Kalemiyye sınıfından gelen, maaşını devletten alan, temel refleksi "bu devlet nasıl kurtarılır?" sorusuna indirgenmiş bir kitle, devlet mekanizmasının dışına çıkıp ona dışarıdan ve nesnel bir eleştiri getiremedi. Eleştiri getirdiğinde bile amacı devleti yıkmak veya sınırlamak değil, onun direksiyonuna geçmek oldu. Sahici bir entelijansiyanın yaşayabilmesi için devlet kapısına (ulufe, kadro, ihale veya fon dalgalarına) ihtiyaç duymadan ayakta kalabilen bağımsız bir ekonomik zemin gerekir. Türkiye'de sermayenin kendisi bile büyük ölçüde devlet eliyle ve transferleriyle yaratıldığı için, o sermayenin fonladığı kültür-sanat, akademi ve medya alanları da hiçbir zaman devlet aygıtından tam anlamıyla bağımsızlaşamadı. Sol, liberal, milliyetçi ya da muhafazakar fark etmeksizin; tüm klikler tarihsel süreçte ya devletin nimetlerinden pay kapma ya da devlet elitinin hışmına uğrayıp dışlanma ikileminde kaldı. Nimetten faydalanmayanlar ise birer "münzevi" olarak kalmaya mahkum edildi, kolektif bir entelijansiyaya dönüşemedi. Ekonomik ve kurumsal otonomi olmayınca, okur-yazar takımı kamusal faydayı ve hakikati savunan yapısal bir güç olmak yerine, devleti ele geçiren ya da geçirmeye çalışan siyasi kliklerin ideolojik lojistik üssü haline geldi. Gücü elinde tutan yapıya
Felsefe
Onlar ki vakarını muhafaza ederler
Insanın en kıymetli sermayesi olan vakit ve en mahrem sığınağı olan haysiyet, maalesef günümüzün sanal dehlizlerinde hoyratça harcanmaktadır. Sosyal medya denilen bu uçsuz bucaksız meydan, nefsi terbiyeden geçmemiş ruhlar için bir ego panayırına dönüşmüş vaziyettedir. Hakikati arayan ve nesil yetiştirme derdiyle dertlenen bir münevver zihin için, bu mecrada şahit olunan bazı manzaralar, ruhu muazzep eden birer vakarsızlık vesikasıdır. Bilhassa hanımefendilerin, kendi aralarındaki o nezih ve latif üslubu uluorta paylaşıp gayriciddi sembollerle süsleyerek sergilemeleri, iffet ve vakarın ruhuna taban tabana zıt. Daha evvel tesadüf etmediğim, bu mecrada gördüğüm laubali ifadeler ve ciddiyetten uzak görsel emojiler, özellikle 🤭 şunu görmeye tahammülüm yok. Bu hafif hareketler vakarı zedeler. Zira vakar, bir müminin en kıymetli zineti ve en muhkem örtüsüdür. Ruhun güzelliği ancak haya perdesi arkasında parlar; aksi takdirde ahseni takvim üzere yaratılan insanın, bu ulvi makamı ucuz kelimelerle zedelemesi hazin bir düşüştür. Bir diğer gördüğüm ve uygun bulmadığım konu ise hayır kisvesi altında yapılan kitap çekilişleridir. #291596711 İnfakın bir edebi, hediyenin bir nezaketi vardır. Şov yaparak, yorum toplayarak veya adres bilgilerini paylaşmaya mecbur bıraktırak yapılan bir eylemde samimiyetten bahsetmek mümkün müdür? Bir kitap, bir münevver için ancak kütüphanesinde yerini bulan veya en sevdiğine emanet edilen bir ruh parçasıdır. Infak gizli ve edeple yapılır; yorum toplayarak şov yapmak samimiyetsizdir. Bir kitabın kütüphanede ikişer tane olması, ancak aynı zihin yapısına sahip iki şahsiyetin evliliği neticesinde kütüphanelerin birleşmesiyle anlamı geliyor, birkaç istisna harici aksini düşünemiyorum. Kitap çekilişi gibi ulufe dağıtma
Duygu ve Düşünce
Kırk harami
Ruhumun içinde karanlığını ilan etmiş peygamberler Kaos hakim karşılaştığınız tek şey enstantaneler Yalnızlığımı tahta çıkarmış yeniçeriler Benden ulufe ister Yaşamdaki tek amacım ölüm gerçeğine yenilmemek Kayıtsız kaldım insanlara Bana sakın yaklaşayım deme Hep geç kaldım hayat okulundaki derslere Orta parmak gösteriyorum bütün öğretmenlere Huzuru dışarda aramıyorum Huzur kendi yarattığım evrenimde Sokaklarda kargaşa arıyorum Ölüm kalabilir bir piçin elinde Medyatik algılarımı kapatıyorum Edebiyata soruyorum işsizlik maaşım nerede Hep içime kapanıyorum Asosyallik duzeyim üst seviyede İhtiyacım yok herhangi bir psikologun etiketlerinde Ne bakıyorsun tavan gözümün içine Henüz istediğim hayatı bulamadım Benden sana gelmemi bekleme elimde kopmayacak bir iple Aşkı bulamadım İçimdeki kancik ne zaman uslanir Bana ulaşmayı bekleyen kadınlar Sergen gibi frikik atmalı
Alıntı
bilinen en şaşırtıcı tarihi bilgiler 1. kleopatra, piramitlerden bize daha yakındı. 2. oxford üniversitesi, aztek imparatorluğu'ndan daha eski. (1096'da dersler başladı; aztekler 1325'te tenochtitlan'ı kurdu.) 3. woolly mammutlar yaşarken giza piramitleri çoktan inşa edilmişti. 4. ilk yazılı ticari fatura (m.ö. 5.000 civarı) bitcoin'den 7.000 yıl önce yazıldı. 5. fransız devrimi sırasında giyotin “modern” ve “insancıl” bir teknoloji sayılıyordu. 6. machu picchu, titanic battığında henüz bilinmiyordu. (1911'de keşfedildi.) 7. çin seddi'nin ilk taşları, roma imparatorluğu henüz zirvedeyken konmuştu. 8. çakmak, kibritten önce icat edildi. 9. julius caesar öldürüldüğünde, mısır'da hâlâ papirüs resmi evrak olarak kullanılıyordu. 10. ilk yazılı yemek tarifi 3.700 yıllık sümer tabletinde bulundu. 11. vikingler amerika'ya kristof kolomb'dan 500 yıl önce gitmişti. 12. eiffel kulesi yapılırken insanlar çirkin bulduğu için protesto etti. 13. antik roma'da beton kullandılar ve hâlâ ayakta. modern beton ise çok daha çabuk bozuluyor. 14. ilk bilinen “görevden alınma” (impeachment) olayı m.ö. 494'te atina'da yaşandı. 15. elektrikli sandalye, ampulden önce icat edildi. 16. ilk üniversite, 859'da fas'ta kuruldu (el-karaouiyin). 17. orta çağ avrupası'nda insanlar yılda ortalama 1–2 kez banyo yapıyordu. 18. ilk “otomobil kazası” 1891'de kayda geçti. 19. napolyon aslında kısa değildi. 1.68 boyundaydı. 20. marie curie'nin defterleri hâlâ radyoaktif olduğu için özel kasalarda saklanıyor. 21. roma kolezyumu'nda deniz savaşları için arena suyla doldurulabiliyordu. 22. abd'nin 10. başkanı john tyler'ın torunları hâlâ yaşıyor. (2020'lere kadar.) 23. einstein, israil'in ilk başkanı olması teklifini reddetti. 24. hitler'in yeğeni abd ordusunda hitler'e karşı savaştı. 25. çin'de barut önce havai