Sanat ve Arzu, Ulus Baker’in estetik, siyaset ve arzu kavramlarını bir arada düşündüğü metinlerinden oluşuyor. Baker, sanatı yalnızca “güzel olanın üretimi” olarak değil; arzu akışlarının, toplumsal ilişkilerin ve düşünce biçimlerinin kesiştiği bir alan olarak ele alıyor. Sanat burada bir temsil meselesi değil, bir yoğunluk üretimi ve duygulanım alanıdır. Baker’in yaklaşımı, özellikle Spinozacı ve Deleuzecü bir düşünce hattına yaslanır; arzu eksiklikten değil, güçten doğar. Baker’in arzu anlayışı, geleneksel psikanalitik çerçeveden farklıdır. ona göre arzu bir boşluğun sonucu değil, bir üretim gücüdür. Arzu, insanı yalnızca nesnelere yöneltmez; yeni ilişkiler kurmaya da itiyor. Toplumsal alan, arzu akışlarının düzenlenmesiyle biçimleniyor. Sanat, bu akışların görünür olduğu özel bir düzlemdir. Bu bakış açısına göre arzu bastırılması gereken bir dürtü olarak değil; dönüştürülmesi ve yönlendirilmesi gereken bir enerji olarak ele alınır.
Baker’e göre sanat, ideolojik bir aygıt olmaktan ziyade bir duygulanım üretim alanıdır. Sanat eseri, yalnızca bir anlam taşımaz; izleyicide belirli yoğunluklar, titreşimler, etkiler yaratır. Bu noktada sanat temsil etmekten çok etkilemekle ilgilidir ve sabit anlamlar yerine çoklu yorumlara açıktır.
Politik olanı dolaylı bir biçimde içerir; çünkü her duygu düzenlemesinin aynı zamanda bir güç düzenlemesi olduğunu öne sürer. Baker, sanatın piyasalaşmasını eleştirirken, onun radikal potansiyelini de vurgular: Sanatın mevcut algı rejimlerini kırabileceğini anlatır.
Eserde modern medya kültürüne yönelik önemli çözümlemeler bulunur. Görüntünün ve enformasyonun hızla dolaştığı çağda arzu, sürekli olarak yönlendirilir ve yeniden kodlanır.
Sanat ise bu hız karşısında ayakta kalabilmek için ya sisteme eklemlenmek (görünürlük ve ticarilik) ya da