Dîlbera dil şadî
Ey bilbilê dilşadî hela , wer bike fîxan Derdê me girane ey bira , birîna me kûr e Gorî te bitin cerg û dil û mêlak ê hem can Dengê te ye xweştir , ji ney û nay û bilûrê Sê hawe te deng , yek ji sira bayê siba ye Hawayê dî ji dengê xuşîna dehl û reza ye Hawê sisîya ji bihna şemamok û gula ye Lewra ku li dinyê tu bi nav û tu meşûr e Karwanê me va bi rê ketî , lê şevreş û tarî Serma ye terez kulyên di berfê her dibarî Bahoz e çelapek têne me , ji her çar kenarî Warê me welat e ey heval , rêça me dûr e Çar hawîr me diz û keleş in , têk dane dijmin Me ji hev radiqetînin bir bi bir , heyf û mixa bin Qet çarew umîda me nema ye bilbilê min Meydan e ji bo hirç û çeqel , gur zûre zûr e Meydane ji bo hirç û çeqel , rovî û keftar Gorî te bim bilbil , ji serê darê tu wer xwar Da pêk ve mijûl bim , bi xwe çend rojên di dijwar Îro li me ferman e , li ser gerdenê şûr e Destê tewqyê îro ku em herdu bidin hev Çend sal û zemanên di xerab jîn em di gel hev Dinya bi xwe dewran e , bizan geh roj e , geh şev Geh tarî û dûman e û geh rewşen û nûr e Dîna xwe bide nik bayê barîn ey birader Sitêra sibê îro ji şerqê li me da der Rewşen kirî Kurdistan ,bi carek wê seraser Nîşana sibê ye , fereca xêrê ne dûr e Piştê wê sitêrê bi xwe berbanga sibê ye Wê roj hilê rohnî têkeve şûna şevê ye
Müzik
AÇCIK YANCEZ SONRA ÇIKCEZ... ARDINDAN VER ELİNİ CENNET
Sözde dindarlar arasında sıkça duyduğumuz bir şehir efsanesi var: ➤ “Günahkâr Müslümanlar cehenneme girecek… — Bir süre yanacak… — Sonra çıkarılacak… — Ab-ı hayat ırmağında tedavi olup cennete gecikmeli olarak alınacak… — Alınlarındaki siyah izden tanınacak...” Kulağa ne kadar da “rahatlatıcı” geliyor değil mi? Ama mesele şu: Bu anlatı Kur’an’dan mı geliyor, yoksa Hadisvarcı'nın kendini ve peşine taktığı ihvanlarını avutma ihtiyacından mı? Bu masalın halk arasında rağbet görme sebebi çok basit: İnsanlar şunu duymak istiyor: — “Yaşa… — Günah işle… — Sorun etme... — Sonra bir şekilde kurtulacaksın…” Bu, — Hesabı hafife alanların, — Günahı küçümseyenlerin, — Ahireti erteleyenlerin kendi kendine yazdığı bir avuntu senaryosudur. Oysa Kur’an’ın terazisi nettir: ➤ Ya ağır gelirsin…
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bilemiyorum Altan bilemiyorum..
Diğer türlüsü nasıl yaşanırdı BİL(E)MİYORUM..
İnsan ve Duygular
İmanın Yüce Bedeli: Müslüman Olarak Can Vermek
İman nimetini ödeyebilmek için Müslümanlar olarak son nefesimize kadar gayret göstermeli, Cennet'i satın alacağımız dünyevi imtihanın bilincinde olmalıyız. Cenâb-ı Hak, biz âciz kullarını yoktan var edip sayısız varlıklar arasında insanı, insanlar arasında ehl-i îmanı, ehl-i îman arasında da Rasûl-i Ekrem Aleyhisselâm Efendimiz'e ümmet kıldı. Hiçbir bedel ödemediğimiz hâlde, tamamen lûtf-i ilâhî ile bu muazzam nimetlere nâil olduk. Allah Teâlâ Bizden Şükretmemizi İstiyor Evet, dünyaya bir bedel ödemeden geldik. Fakat âhirete bedel ödeyerek gideceğiz. Zira Cenâb-ı Hak, sayısız nimetlerine mukâbil, bizden şükür istiyor. Âyet-i kerîmelerde: “Allâh'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız...” (en-Nahl, 18) “Nihâyet o gün (kıyâmet günü, dünyada iken yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (et-Tekâsür, 8) buyuruyor. Şu da bir hakikattir ki bedeli ödenmeyen bir şeye sahiplik iddia etmek, abesle iştigaldir. Mü’minler olarak bu cihanda bedelini ödememiz gereken en kıymetli varlığımız ise ‘îmân’ımızdır. Son Nefesimizi Müslüman Olarak Verebilme Garantimiz Yok Elhamdülillâh, Cenâb-ı Hakk'ın “Hâdî” sıfatının tecellîsine mazhar olarak îmanla şereflendik. Fakat Cenâb-ı Hak: “Ey îmân edenler! Allah’tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102) buyuruyor. "Neden Yaşıyorum?" Hayatın Amacını Unutanlara 9 Maddelik İlahi Hatırlatma Dikkat edilirse Rabbimiz bizlere “Müslüman olarak can verirsiniz” buyurmuyor. Yani son nefesi îmanla verebilme garantimizin olmadığını, her an ayak kayma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğumuzu bildiriyor. Fakat ne yapıp edip îmanla can vermemizi emir buyuruyor. Zira bu imtihan hayatı bir sefere mahsus. Ne tekrarı var, ne de telâfîsi… O hâlde müslüman olarak can
Hayat ve İnsan
Hakikat Perdesi- Garib Çoban
Hakikat Perdesi- Garib Çoban Allahu Teâlâ sizi, çok kıymetli olan dedelerinizin yolundan ayırmasın!.. Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler!.. Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin. Ahzap -56) Sevgiyi sonu pişmânlık olan işlere karıştırmasın!.. Yaşadığın dünyaya bak!.. Yüce Allah, hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş?.. Çoğu insanın hayal edebileceğinden fazla yaşadım cennetle cehennemi. Neden, gülümseyerek, gönülleri okşayacak sözler ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edesin?.. Hakkı gerçek sevenlere cümle âlem kardeş gelir. Allahu Teâlâ'yı sevenler, Allahu Teâlâ ile berâberdir. Süzülerek kanat çırpan kuşları görmüyorlar mı?. Onları Rahmân'dan başkası tutmuyor. (Mülk-19 ) Çünkü, hadîs-i şerîfte, Kişi sevdiği kimse ile berâberdir buyuruldu. İnsanın aslı, rûhudur. Rûhun beden ile birleşmesi, Allahu Teâlâ ile olmasına biraz mâni olmuştur. Bedenden ayrılıp, bu karanlık yerden kurtulunca, Rabbi ile berâber, Ona yakin olur. Bunun için, ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşturan bir köprüdür. Hakkı gerçek sevenlere cümle âlem kardeş gelir. Allahu Teâlâ'ya kavuşmak isteyene, o vakt, elbette gelmektedir. (Ankebût -5) Onun âşıklarına tesellî olmaktadır. Fakat, büyüklerin huzûru, sohbeti ile şereflenmeyen zavallıların hâliharâpdır. Büyüklerin rûhlarından istifâde edebilmek için de şartlar vardır. Herkes bu şartları yerine getiremez!.. Sakın ümitsizlerden olma!. Hicr-55) Bütün ni’metlerin sâhibi olan Allahu Teâlâ'ya hamd olsun ki, bu korkunç hâdise ve başımıza gelen vahşice hücûmlar karşısında, kimsesi olmayan bu fakîrlerin imdâdına yine, din ve dünyânın efendisinin “sallallahu aleyhi ve sellem” Ehl-i beyti yetişmektedir. Hakkı gerçek sevenlere cümle âlem kardeş gelir.
MEHMET ÂKİF GERÇEĞİ!..
Âkif Arnavut asıllı biridir, babası küçük yaşta Arnavutluktan İstanbulâ göç etmiş, Fatih Medresesi müderrisliğine kadar yükselmiş âlim ve arif bir zattır. Sultan Abdülhamid ’in yaptırdığı baytar mektebinde okumuştur, sonra Memuriyete girmiş ve Edirne’de hükumet baytarı iken tanıyıp sevdiği İsrail Alliance Mektebi muallimi Talat Paşa vesilesiyle İttihatçılara karışıp, ölene kadar da öyle kalmıştır.. Ateşli nutukları ve şiirleri ile İttihatçıların davalarını desteklemiştir.. Şiirleri çok heyecanlıdır. İstiklâl marşını yazmışsa da, Safahat’ta, Allah’a dil uzatmakta, Müslümanların halifesi ikinci Abdülhamid hanın şanını zedeleyen çok çirkin iftiralar atmakta, tescilli mason Abduh’u Afgani'yi övmekte, onlar gibi dinde reform istemekte ve bir çalgıcının, çalgısının seslerini ilahi sese benzetmektedir... Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat) ajanı olarak da çalışmıştır, bu uğurda diyar diyar da gezmiştir.. Halife Abdülhamid'in tahttan indirilmesinde rol oynayarak, İslâm dünyasında bugün bile sönmeyen yangını ateşleyenler arasında yer aldı. Abdulhamid han tahttan indirildiği gün kendisine ait sirati mustakim dergisinde şükür secdesi yapın ey ümmeti İslam ve devleti Osmani diye uzunca bir yazı yazmıştır.. 1913’den sonra mason Ziya Gökalp’in Türkçülük fikri yörüngesine giren arkadaşlarını tenkit edip eleştirince, bu seferde onların gazabına uğradı..!! işinden oldu ve mecmuası (dergisi sırat-ı mustakim) da kapatıldı. Arkadaşlarıyla birlikte imparatorluğu batırdıktan sonra, kendisi Anadolu’ya geçerek Yeni-İttihatçı (CHP) hareketin içinde yer alarak Burdur vekili oldu.. Sonra burada Sebilürreşad dergisini çıkarttı. Dergide ağır dille padişahı eleştirip yerden yere vururken, Ankara CHP hükumetini destekleyen destanlar yazdı.. Bunlardan biri, M. Kamal ile ortak dostu olan Hamdullah Suphi