Acımasız, haksız olanlara da iyi davranır, boyun
eğersek, kötülere fırsat vermiş oluruz. Bu kez kötüler hiçbir şeyden korkmadıkları için iyi olmaya çalışmazlar, gitgide daha kötü olurlar. Bize yok yere vuranlara biz de var gücümüzle vurmalıyız. Hem öyle yaman vurmalıyız ki o insana ders olsun da o işi bir daha yapmasın.
Her insan birilerini, bir şeyleri sevmeyi gerekser. Ben de sevilmeye daha layık birilerinden, bir şeylerden yoksun olduğum için, küçük bir korkuluk kadar partal, soluk olan bu zavallı oyuncağı sevip bağrıma basmakla avunuyordum.
Sosyal medya araçları, topluma pompalandığı gibi günümüz dünyasının can damarı filan değil. Birtakım şirketlerce üretilen, milyonlarca dolar para akıtılan, titizlikle pazarlanan ve nihayetinde kişisel bilgilerinizi ve ilgi alanlarınıza dair verileri toplayıp reklam verenlere satmak üzere tasarlanmış ürünlerdir. Sosyal medya kişiye hoşça vakit geçirme fırsatı sunuyor olabilir, fakat bir bütün olarak hayatınızı ve hedeflerinizi göz önüne aldığınızda, aslında bu yüzeysel meşguliyetlerin sizi daha derin ve mühim işlerden alıkoymaya çalışan oyalanmalar denizinde bir damla olduğunu fark edersiniz.
Belli bir olay, süreçde etkilerin kabaca %80'i, etkenlerin %20'sinden kaynaklanır.
Diyelim kişisel hedeflerinizin her biri için on ila on beş kadar yararlı faaliyet sıralayabiliyorsunuz; kurala göre hedefe
ulaşıp ulaşamayacağınızı büyük ölçüde belirleyen şey, bu faaliyetlerden ikisi veya üçüdür. Bu sonucu kabul etmekle beraber yine de %8o'lik dilimde kalan diğer yararlı faaliyetleri gözden çıkarmamanız gerektiğini ileri sürebilirsiniz. Nihayetinde daha az öneme sahip bu faaliyetlerin öyle veya böyle yararını görebiliyorsak eğer, neden onları da stratejiye dahil etmiyoruz?
Bu itirazda gözden kaçırılan kilit bir husus var: Taşıdığı önemden bağımsız olarak bu faaliyetlerin tümü, aynı kaynağı tüketir,
yani sınırlı miktardaki zamanınızı ve dikkat kapasitenizi. Eğer bu kaynağı eften püften faaliyetlere ayırırsanız, daha mühim faaliyetler sonucu elde edeceğiniz faydayı heba etmiş olursunuz.