Video oyunları diğer pek çok sanat dalında olduğu gibi yaratıcılarının bir yansımasıdır. The Legend of Zelda, Shigeru Miyamoto'nun çocukken yaptığı mağara gezilerinden doğmuştur. Doom, John Romero ile John Carmack'in birlikte oynadığı bir Dungeons & Dragons oyununda iblislerin dünyayı istila etmesiyle ortaya çıkmıştır. Uncharted 4 ise -başrolünde haşarı Nathan Drake'in yer aldığı, Indiana Jones tarzı aksiyon-macera serisinin son halkası- iş yerinde çok fazla vakit geçiren bir adamın öyküsüdür.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çoğu video oyunu her biri sanat, programlama, tasarım veya müzik gibi alanlarda ustalaşmış, onlarca kişilik ekipler tarafından yapılır. Uncharted 4 gibi bazı oyunlarsa yüzlerce kişilik ekipler ve dünyanın dört bir yanındaki serbest sanatçıların çalışmalarıyla hazırlanır. Bağımsız küçük stüdyolar bile genellikle girişimcilere ve üçüncü taraf motorlara bel bağlar. Kendini içine kapanık biri olarak gören Eric Barone'un ise farklı bir planı vardı. Bütün diyalogları, görselleri ve müzikleri tek başına hazırlamak istiyordu.
“Kağıt fenerlerin mumu artık tükeniyordu.
Onların renkli ışıklarıyla beraber içimdeki
neşenin de sararıp solduğunu ,
gönlüme derin , çaresiz bir karanlığın
inmeye başladığını hissediyordum..”
I watched out the train window as the train sped toward Buenos Aires. We passed near a small homestead: a woman standing in the shade of a thatched roof looked up at the train. An opaque thought crossed my mind: 'I am seeing that woman for the first and last time. I will never in my lifetime see her again.' My thoughts floated aimlessly, like a cork down an uncharted river. For a moment they bobbed around the woman beneath the thatch. What did she matter to me? But I could not rid myself of the thought that, for an instant, she was a part of my life that would never be repeated; from my point of view it was as if she were already dead: a brief delay of the train, a call from inside the house, and that woman would never have existed in my life.
Everything seemed fleeting, transitory, futile, nebulous.