Japon edebiyatına göre otobiyografik roman türünden; yazarın yaşamından ziyade yaşama karşı tutumuna odaklanması ile ayrılan "ben roman" türünde, dolayısıyla birinci tekil şahıs anlatımlı bir kurgu. Kafkaesk bir yapıda, durum hikayesi tarzında durağan bir anlatısı var. Sakın okumayın çok sıkılırsınız, diyemiyorum çünkü bütün o kasvetli yapısına rağmen ben sevdim. Zaten "tutunamayan" karakterleri genelde severim.
Osamu Dazai asıl adıyla Suji Tauşima kitaptaki karakterin adıyla Yozo, varoluşsal sorgulamalarıyla başa çıkamayarak hayata yabancılaşmış bir karakter. Yozo, etrafına soytari personasıyla neşe saçarken aslında kendi içinde depresif bir ruh halindedir. Ailesiyle arasında bağ kuramayan Yozo, kadınlara ve bağımlılık yapan maddelere tutunmaya çalışır. Japon edebiyatında sıkça karşılaştığımız bir konu olan, int!har da Yozo'nun defalarca denediği bir eylemdir; tıpkı yazarın gerçek hayatında da defalarca deneyip bu kitabı yazdıktan sonraki denemesinde başardığı gibi. Yozo, bu hale gelmesinin sebebinin babası olduğunu söylese de annesinden hiç bahsetmemesi dikkat çekiyor. Oidipus sendromunun çocuk psikolojisine zarar veren etkilerinden kurtulmanın en güvenilir çözümünün; şefkatli bir annenin kucağı olduğu biliniyor. Ancak; yazarın hayatına bakıldığında annesini küçükken kaybettiği yani hayatında böyle bir tutamacı bulma imkanının olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla baba çocuğunun bu eksikliğinin farkına varıp tutumunu biraz daha yumuşatsaydı; Yozo/Osamu Dazai/Suji Tauşima kendisiyle barışık doğal bir hayat süreci yaşamış olur muydu diye de sormadan edemiyoruz.
Alıntı:
"Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her gün pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar?"
“Ne istediğim sorulduğu anda hiçbir şey istemez