Ûs

Ukrayna, Pripyat örneği. Hala radyasyon yaymaya devam ediyor.
Şüphesiz kıtlığın ortadan kalktığı bir insanlık için, enerji sorununun öncelikle çözülmesi zorunludur. Enerji üretimi artırılmalıdır. Ama aynı zamanda enerji tasarruf eden teknolojiler de geliştirilmeli ve enerji israfı önlenmelidir. Ne ki nükleer enerji bu amaca cevap verecek bir enerji türu değildir. Mevcut koşullarda nükleer enerji böyle bü "ihtiyacı" yaratanların elinde bir sömürü aracı olmaktan öteye gidcmeyecektir. Bugün nükleer enerji çoğunlukla az sayıdaki çokuluslu şirketin kontrolündedir. Fakat sanayileşmiş batılı ülkelerde nükleer enerjiye karşı oluşan muhalefet, azgelişmiş ülkelere daha çok reaktör satma yönündeki baskıyı artırıyor. Buraya kadar yapılan kısa açıklamalar Türkiye'de nükleer santrallere karşı çıkılması gereğini ortaya koymaktadır. Nükleer santral tercihi yapıldığında tehlikeli bir bağımlılık ortaya çıkacaktır. Ayrıca Türkiye'ye satılan reaktörün en ileri teknolojiyi temsil etmesi kuşkuludur. Ekonomik ve teknik gerekçelerden daha önemlisi çevre ve insanlığı ve gelecek nesillerin yaşamının tehlikeye atılmasıdır... Türkiye deprem kuşağında bir ülkedir."
Öteki Yayınları - Nükleer Santrallerin Serüveni - Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Haziran 1986. - Çevre ve İnsan Sağlıyla İlgili Sonuçlar.
Ekoloji
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Çevre ve İnsan Sağlıyla İlgili Sonuçlar.
"Eğer doğadaki radyasyon belirli bir düzeyin üstüne çıkarsa, doğadaki yaşam sona erecektir. Durum böyleyken, nükleer santrallere karşı olmak için başka gerekçeler aramak anlamsızdır. Nükller santrallerdeki güvenlik önlemlerinin fazla güvenirliği de yok. O kadar ki özel sigorta şirketleri risk fazlalığı nedeniyle çoğu kez nükleer santralleri sigorta etmeye bile yanaşmıyorlar. Kendisi nükleer teknoloji üretmeyen ülkelerde ise bir kaza anında müdahale olasılığı da tartışılabilir."
Öteki Yayınları - Nükleer Santrallerin Serüveni - Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Haziran 1986.
Ekoloji
Nükleer kazaları diğerlerinden ayıran nedir?
"Nükleer kazaları diğer kazalardan, örneğin trafik kazalarından vb. ayıran önemli bir yan var: Sorun kaza ile bitmiyor. Asıl sorun kazadan sonra başlıyor. Radyoaktivitenin binlerce, onbinlerce yıl süren olumsuz etkileri söz konusu... Örneğin plütonyum-239 çeki rdeğinin yarı-ömrünün 20 bin yıl olduğu, karbon-14 çekirdeğinin yarı-ömrünün de 5 bin yıl olduğu söyleniyor vb.. Brem Üniversitesi Nükleer Fizik Profesörü Jens Scheer, sadece Batı Almanya'da 30.000 kanser tahmin ediyor. Grennpeac de Çernobil çevresindeki 900 kilometrekarelik alanda 10 bin kanser vakası tahmin ediyor..."
Öteki Yayınları - Nükleer Santrallerin Serüveni - Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Haziran 1986.
Ekoloji
Ne yazık ki nükleer santral kurmak bir alternatif değil.
"Kapitalizmin egemen oldğu bir dünyada teknolojik yenilikler öncelikle insanlığın sorunları nı çözme amacıyla üretilmiyor. Kar etmenin dolaylı bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. O halde burada sorulması gereken soru şu olmal ıdır: nükleer enerjinin doğuracağı sosyo-ekonomik gelişme arzulanacak bir şey midir? Nükleer enerji taraftarları bu enerji türünün erdemlerini saymakla bitiremiyorlar. Çevreyi en az kirleten enerji türü olduğu bile söyleniyor (!). İnsanlığın varoluş koşullarını tehdit eden bir enerji türünün neden "temiz" ve "masum" olduğunu anlamak kolay değildir. Çernobil felaketi ileri teknoloji hayranları için bir "uyarı" niteliği taşıyor. Çelişik gibi görünse de Çernobil kazası, daha büyük felaketierin yolunu kapatmada etkili olabilecek bir "kaza"dır. Ukrayna Enerji ve Elektrifikasyon Bakanı V. Sklyavrov, nükleer bir reaktörün erimesinin onbin yılda ortaya çıkabilecek bir şey olduğunu söylemişti. Oysa on yıl geçmeden talihsiz durum ortaya çıktı. Uzmanların tahminleri bugüne kadar ortaya çıkan kazalar tarafından yalanlandı. Konunun uzmanları belli bir dozun altında radyasyonun zararlı olmadığını söylüyorlar. Ve buna inananlar çıkıyor."
Öteki Yayınları - Nükleer Santrallerin Serüveni - Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Haziran 1986.
Ekoloji
Türkiye bir zamanlar ihracat gelirlerinin tamamıyla petrol ithalatını karşılayamıyordu. Şimdilerde de en büyük ithal kalemlerinden birini yine petrol oluşturuyor. Oysa Türkiye hidrolik enerji potansiyelinin %15'den az bir bölümünü kullanıyor. Fosil yakıtlardan yeterince yararlanamıyor. Jeotermal kaynakları gerektiği gibi kullanamıyor. Güneş enerjisinden yararlanma yolunu açacak teknolojler için yeterli çabayı göstermiyor vb... Türkiye nükleer enerji yönünde bir tercih yaptığında, bunun ülke koşullarına uygun bir tercih olduğunu söylemek mümkün değildir. Teknolojisi bütünüyle dışarıdan ithal edilen nükleer santrallerin yaratacağı bağımlılıklar ve olumsuzluklar, eski bağımlılıktan çok daha büyük ve yıkıcı olabilir...
Öteki Yayınları - Nükleer Santrallerin Serüveni - Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Haziran 1986.
Araştırma-İnceleme