Bir öykünün gerçeğe yakınlığı (inandırıcılığı) yalnızca üslup açısından tutarlığına bağlı değilse de -zira anlatım tekniği de bu konuda büyük rol oynar- gerçeğe yakın olmayan bir öykü ya varlığını yitirir ya da önemsizleşir.
Üslup, roman türünün tek olmasa da temel bir bileşenidir. Romanlar sözcüklerden meydana geldiğinden romancının kullanacağı dili seçip düzenleyişi, öykülerinin inandırıcı olup olmayacağını belirleyen kilit unsurlardan biridir. Ancak romanın dili romanın anlattıklarından, sözcüklerin vücuda getirdiği konulardan ayrı düşünülemez, çünkü romancının anlatı girişiminde başarılı olup olmadığını anlamanın tek yolu, anlatım tarzının kurmacaya hayat verip vermediği, yaratıcısıyla ve gerçek gerçeklikle bağlarını koparıp koparmadığı ve okuyucunun karşısına bağımsız bir gerçeklik gibi çıkıp çıkmadığıdır.
“Bülbülde biçim var”dedi kendi kendine,koruluğun içinden yürüyüp giderken,”orası inkar edilemez;ama duygu var mı?Korkarım hayır.Aslında o da bütün sanatçılar gibi baştan aşağı içtenliksiz üslup.Kendini başkaları uğruna feda etmez.Tek düşündüğü şey müzik ve herkes bilir ki sanat bencildir.
Nietzsche'nin radikalliği ise, düşüncesinin bir üslup çoğulluğuyla ve istikrarlı kimlikleri benimsemekten ya da sabit özler varsaymaktan kaçınan bir yazım pratiğiyle karakterize edilmesinde yatar. Nietzsche metinlerinin önemi, bunların tek bir anlama sahip olmamasın dan, başka bir deyişle, aşırı fazla anlama sahip olmasından kaynaklanır.
“İnsanların söylediklerimi dinlerken kolaylıkla sinirlenmelerine hep hayret ederdim. Biraz abartılı bir dil kullanırdım belki, tam gaz gittiğimde sıklıkla yaptığım gibi. Üslup, talihsiz bir sıfat seçimi, sözcüklerin kolaylıkla çıkması ağzımdan, tabu konulara değinmem, her şey beni kanunsuz ve toplum dışı göstermek için kumpas kurmuştu sanki. Sohbet ne kadar hoş başlarsa başlasın bir süre sonra kokumu alıyorlardı. Alçakgönüllü ve uysal olduğumda, fazla alçakgönüllü ve fazla uysaldım. Neşeli, atak ve pervasız olduğumda fazla laubali, fazla neşeliydim. Bir türlü o anda konuşmakta olduğum kişiye göre bir kıvam tutturamıyordum.”