Nietzsche, "aklı, Tanrı'yı ve doğayı yitiren bir çağda" felsefe yapmanın ne anlama geldiğini sorar ve Derrida'ya göre Nietzsche'nin eserleri, bu sorunun yanıtını da içerir. (...) Derrida, Nietzsche'deki dil, üslup, varlık ve hakikat sorunlarını ele alır ve bunları topluca kadın olarak adlandırır: "
“Kendi sesin! İşte en önemli şey bu. Senin sesin! Dünyada hiçbir tarza, hiçbir modaya oturtulamayacak kadar senin olan bir üslup. Elin gibi, gözün, bakışın, gülüşün gibi senden bir parça.
Bir öykünün gerçeğe yakınlığı (inandırıcılığı) yalnızca üslup açısından tutarlığına bağlı değilse de -zira anlatım tekniği de bu konuda büyük rol oynar- gerçeğe yakın olmayan bir öykü ya varlığını yitirir ya da önemsizleşir.
Üslup, roman türünün tek olmasa da temel bir bileşenidir. Romanlar sözcüklerden meydana geldiğinden romancının kullanacağı dili seçip düzenleyişi, öykülerinin inandırıcı olup olmayacağını belirleyen kilit unsurlardan biridir. Ancak romanın dili romanın anlattıklarından, sözcüklerin vücuda getirdiği konulardan ayrı düşünülemez, çünkü romancının anlatı girişiminde başarılı olup olmadığını anlamanın tek yolu, anlatım tarzının kurmacaya hayat verip vermediği, yaratıcısıyla ve gerçek gerçeklikle bağlarını koparıp koparmadığı ve okuyucunun karşısına bağımsız bir gerçeklik gibi çıkıp çıkmadığıdır.
“Bülbülde biçim var”dedi kendi kendine,koruluğun içinden yürüyüp giderken,”orası inkar edilemez;ama duygu var mı?Korkarım hayır.Aslında o da bütün sanatçılar gibi baştan aşağı içtenliksiz üslup.Kendini başkaları uğruna feda etmez.Tek düşündüğü şey müzik ve herkes bilir ki sanat bencildir.