Puan vermedi·192 syf.··
2026 48. kitabı
Carlo Collodi (asıl adı Carlo Lorenzini, 1826-1890), İtalyan bir yazardır. Çocuk kitapları yazmaya başlamadan önce gazetecilik, mizah ve siyasi yazılarla uğraşmıştır. Pinokyo, onun en ünlü eseridir ve İtalya’da çocuk edebiyatına büyük katkı sağlamıştır. Hikâye ilk olarak 1881-1883 yılları arasında Giornale per i bambini (Çocuklar İçin Gazete) adlı dergide tefrika (bölüm bölüm) olarak yayımlandı. 1883’te kitap olarak basıldı. İlk baskıda Enrico Mazzanti’nin çizimleri yer aldı. Toskana’da yaşayan yaşlı ve yoksul marangoz Geppetto, sihirli bir odun parçasından (Kiraz Usta’dan aldığı) bir kukla yapar ve ona Pinokyo adını verir. Kukla hemen canlanır ve yaramaz, asi bir karaktere sahiptir.Pinokyo’nun tek büyük hayali gerçek bir çocuk olmaktır. Bunun için Mavi Peri (Blue Fairy) ona yardımcı olur. Ancak Pinokyo tembellik, yalan söyleme, okulu asma gibi kötü alışkanlıkları yüzünden başını sürekli derde sokar:Burnu yalan söylediğinde uzar. Tilki ve Kedi gibi kötü karakterlerle tanışır. Eğlence Adası’na gider (burada çocuklar eşek olur). Babası Geppetto’yu balinanın karnında bulur. Birçok macera, tehlike ve dersle dolu bir yolculuk yaşar. Hikâye, dürüstlük, çalışkanlık, sorumluluk, sevgi ve pişmanlık gibi ahlaki dersler verir. Orijinal versiyon Disney uyarlamasından daha karanlık ve satiriktir (örneğin ilk tefrikada Pinokyo ölebilirdi, okurlar tepki gösterince yazar devam ettirmiştir). Önemli Unsurlar ve Mirası Kitap 260’tan fazla dile çevrilmiş ve milyonlarca satmıştır. En ünlü uyarlaması 1940 Disney animasyon filmidir (ama orijinal kitaptan daha yumuşak ve duygusaldır). Konuşan Cırcır Böceği, Mavi Peri, Tilki ve Kedi gibi karakterler kült olmuştur. Çocuklara hem eğlenceli bir macera sunar hem de eğitimsel mesajlar verir. Hem çocuklara hem yetişkinlere hitap eden, zamansız
PinokyoCarlo Collodi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202110,4bin okunma
Puan vermedi·375 syf.··
2018 109. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2018 00:00
Ustadan yine rüyalarıma giren muhteşem bir kitap okudum. Korktum mu? Evet. Gerildim mi? Hemde nasıl. Çünkü Stephen King insanın aklıyla oynamayı, iç güdülerinin insanı nasıl yönlendireceğini çok iyi biliyor ve kurguluyor. Yıllar öncesine, kızılderili kabilelerine dayanan, çılgınlığın ötesinde bir sır. Bu sırra komşu olan kırsala taşınan güzel bir aile ve mantığın durduğu yer... Kırsalın yakınında sözü geçen hayvan mezarlığı, onun ötesi ise çılgınlığın başlangıcı. Ne olursa aklınızı yitirirsiniz acaba hiç düşündünüz mü? İnsan beyni öyle bir şey ki, her durumda savunma mekanizması hazır. "aklımı yitiririm" dediğiniz bir çok olayla başa çılabilirsiniz aslında. Asıl akıl nasıl yitirilir, öteye nasıl geçilir anca bu kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. Ne desem az gelecek.Ne desem spoiler olacak. O yüzden susuyorum. Kingn okumaya alışıksanız buyurun... "Ölülerin ölü kalması herkes için daha iyidir... " "Yapılmış olanları kabul et ve yüreğini dinle..." "-ölüm de yaşamın bir parçası kızım" "-kötü bir parçası öyleyse!" Buna verecek bir cevap yoktu. Kız ağlamaya devam etti. Sonunda dinecekti gözyaşları. Hiç bir zaman kaybolup gitmeyecek olan bir gerçekle huzursuz bir barış yapmanın ilk adımıydı bu..." "Ölüm bazen acıların dinip, iyi anıların başlamasıdır. Yaşamın sonu değilde acıların sonu... "
Hayvan MezarlığıStephen King · Altın Kitaplar · 201914,6bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Din Üstüne Dair
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 16:03
David Hume’un Din Üstüne kitabını okurken en çok dikkatimi çeken şey, Hume’un doğrudan “Tanrı yoktur” gibi kaba bir sonuca gitmek yerine, insan aklının nasıl çalıştığını ve nerelerde sınırlarına çarptığını göstermeye çalışması oldu. Kitap boyunca beni en çok etkileyen taraflardan biri, bilinmeyeni hemen metafizikle doldurma eğilimimizi sorgulamasıydı. Çünkü bana göre de insan, açıklayamadığı her boşluğu doğrudan “tanrısal”, “metafizik” ya da “zorunlu bilinç” kavramlarıyla doldurmaya çok yatkın. Hume burada oldukça güçlü bir şekilde, sınırlı deneyimimizden sonsuz sonuçlar çıkaramayacağımızı gösteriyor. Özellikle tasarım argümanına yaptığı eleştiriler oldukça dikkat çekiciydi. Bir ev gördüğümüzde mimar sonucuna ulaşmamızın sebebi bunu deneyimlemiş olmamızdır; fakat evrenlerin nasıl oluştuğuna dair hiçbir deneyimimiz yok. Bu yüzden “düzen varsa tasarımcı vardır” çıkarımının zorunlu bir sonuç değil, en fazla bir analoji olduğunu söylemesi bana oldukça mantıklı geldi. Benim açımdan burada önemli olan nokta, Hume’un düzen fikrini tamamen reddetmesi değil; analojinin sınırlarını göstermesi. Çünkü gerçekten de evreni neden yalnızca bir makineye benzetiyoruz? Neden bir organizmaya, bir canlıya ya da kendiliğinden gelişen doğal süreçlere benzetmeyelim? Hume’un özellikle “üreme” örneğini öne çıkarması burada çok güçlüydü. Çünkü deneyimimizde aklın üremeden doğduğunu görüyoruz ama üremenin akıldan doğduğunu gözlemlemiyoruz. Kitabı okurken benim aklıma gelen ve ayrıca önemli bulduğum noktalardan biri de saat-saatçi analojisiydi. Tasarım argümanında genellikle “Saat varsa saatçi vardır” örneği kullanılıyor; fakat burada “saatçi” ile tam olarak neyin kastedildiği bana problemli göründü. Eğer yalnızca saati fiziksel olarak yapan ustadan söz ediliyorsa, bu durumda yalnızca mekanik
Alıntı
Din ÜstüneDavid Hume · Say Yayınları · 2025252 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 30. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 05:41
Tüm Amerikalıları mümkün olduğunca sık yürümeye çağırıyorum. Sağlıklı olmasının yanı sıra eğlenceli de. John F. kennedy (1962) Ancak efsanelerde fantastik bir dünyada var olabilecek o şeylerden biriydi Yürüyüş. Usta anlatıcı Stephen King'den sarsıcı bir distopya.. Kazanan hayatta kalır, hayatta kalan kazanır! Geri dönüş... Asla! Yakın gelecekte Amerika çöküşün eşiğindedir. On altı yaşındaki Ray Garraty her yıl düzenlenen acımasız Uzun Yürüyüş'e katılır. 100 yarışmacının katıldığı ve 1' den 100 kadar numaraların verildiği uzun soluklu ve acımasız yürüyüş yarışmasıdır. Kurallar basit: Yüz genç, gece gündüz demeden, saatte en az dört mil ( yaklaşık 1.6 km ) yürümek zorundadır. Durmak, yavaşlamak ya da yardım almak yasak. Her yavaşlama ve yardım bir uyarı getirir. Askerler tarafından verilen üç uyarıdan sonra oyun sona erer sonsuza dek. Bu yarışta bitiş çizgisi yoktur. Kazanan sadece hayatta kalan son kişidir. Ve ödül: Hayatın boyunca istediğin her şey senindir. Ama bazı yürüyüşler sadece ayaklara değil, ruhlara da ağır gelir. Ayak ve ruhlara ağır gelen yürüyüş zaten nihayete eremez. Ustadan soluksuz okunan bir eser daha....
Uzun YürüyüşStephen King · Altın Kitaplar · 2025230 okunma
Demir ve Yumurta
9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 13:20
Westeros’un gökyüzünde artık ejderhalar uçmuyordu ama toprağın altındaki ateş hâlâ sönmemişti. Krallar masal anlatır, lordlar harita çizerdi; ancak gerçek hikâye, üzerinde güneşin batmadığı o uçsuz buçaksız yollarda, nalların çıkardığı toz bulutunun içinde yazılıyordu. Yağmurun çamurla dans ettiği bir akşamüstü, devasa cüssesiyle yolları arşınlayan bir adam belirdi. Sör Uzun Duncan; sırtında eski bir ustadan kalma yamalı bir pelerin, kalbinde ise krallıkların hazinelerinden daha ağır bir yük taşıyordu: Şövalye onuru. Dunk’ın ne altın sırmalı bir sancağı vardı ne de kalesinde onu bekleyen bir ordusu. Onun tek sarayı gökyüzü, tek dostu ise yol kenarında bulduğu, kafası bir yumurta kadar pürüzsüz olan o küçük çocuktu. Egg. Sıradan bir yaver gibi görünen ama heybesinde krallıkları sarsacak bir kan taşıyan o küçük çocuk, devin gölgesine sığınmıştı. Birisi dünyanın ne kadar zalim olduğunu biliyordu, diğeri ise bu zalimliğin nasıl yönetileceğini öğrenecekti. Ashford’un yeşil düzlüklerinde turnuva çadırları kurulduğunda, asilzadelerin ipekli kıyafetleri arasında Dunk, paslı zırhıyla bir yabancı gibiydi. Ama orada, o kanlı kumların üzerinde anlaşıldı ki; şövalyelik, şatafatlı armaların arkasına saklanmak değil, kimsesiz bir kızı korumak için bir prensin yumruğuna karşı durabilmekti. Dunk, kılıcını çektiğinde sadece bir rakibe değil, koca bir sistemin adaletsizliğine meydan okuyordu. O gece gökyüzünde yedi yıldız parlıyordu ve yedi savaşçı, bir devin onuru için çamura battı. Kan döküldü, bir prens düştü ama bir şövalye doğdu. Dunk ve Egg, her handa bir hikâye bıraktı, her kılıç darbesinde bir ders aldı. Martin’in o sert dünyasında, bu ikili bir mum ışığı gibiydi; zayıf ama karanlığı delen bir ışık. Okurken ciğerlerinize kamp ateşinin isli kokusu doluyor, bacaklarınızda o
Yedi Krallık ŞövalyesiGeorge R. R. Martin · Epsilon Yayınevi · 2021639 okunma
5/10
·192 syf.··
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 19:36
Ülkemizin şu anda yaşamakta olan en değerli kalemi olarak gördüğüm Zülfü Livaneli’nin son eserinin yeterince edebî derinliğe sahip olmadığı kanaatindeyim. Kitabın geçtiğimiz eylül ayında çıktığı haberini aldığımda mutlu olduğumu ve heyecanlandığımı hatırlıyorum. Uzun zamandır okumayı beklediğim kitap elime ulaştıktan sonra büyük bir iştahla ilk sayfalarını çevirmeye başladım. Eserleriyle edebiyatımızda çıtayı yukarılara çekmeyi başaran büyük ustadan, yine tadı damağımda kalacak bir eser beklerken bu kez yanılgıya düştüm. Belki de gereğinden fazla beklentiye girerek hata etmiş olabilirim. Ne de olsa bir yazarın her eseri eşsiz olmalıdır diye bir kaide yok. Tabi ki bundan önce okuduğum eserleri zihnimde güzel bir yer edinmişti. Serenad, Huzursuzluk ve Son Ada’yı okuduktan sonra yazarın yeni eserini okumaya başlamadan önce insan ister istemez peşinen olumlu bir tutumun içerisinde buluyor kendini. Daha nice Livaneli kitaplarını okumak üzere diyelim. Ellerine ve emeğine sağlık Zülfü abi. İnsanlığın yolunu aydınlatıcı eserler vermeniz dileğiyle.
1000Kitap
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,4bin okunma