Hume bu kitapta Tanrıyı inkar etmekten ziyade, insanların Tanrının varlığına ulaşma biçimini irdeliyor. Kusursuz bir düzenin varlığının tanrının varlığının kanıtı olamayacagını anlatmaya çalışıyor. Hatta dünyadaki acıların, kötülüklerin düzensizlik olarak yorumlanabileceğini söylüyor. Tanrı varsa ve bu kadar üstün bir yaratıcıysa neden kötülük var gibi. Sonuç olarak Hume’e göre tanrı varsa da, kanıtlamaz.
Bence burda eksik kalan kısım şu. Evet Hume bir açık yakalıyor ve ifade ediş biçimi son derece anlaşılır. Ancak bu açığı dolduramıyor. Evet insanlar acizliklerinden ötürü her şeye muktedir bir tanrı tahayyül etti ancak doğadaki müthiş düzeni açıklayacak daha iyi bir fikir ortaya atmıyor ki fikir de zaten Evrim teorisi olarak karşımıza çıkıyor daha sonra. Felsefenin olayı da biraz bu zaten. Çözümün yolunu açıyor ancak çözümün kendisi değil.
Teolojiye, dinlerin oluşumuna ve kitleler üzerindeki etkisine meraklı bir okur olarak okuduğuma memnunum.
Din ÜstüneDavid Hume · Say Yayınları · 2025249 okunma
David Hume’un Din Üstüne kitabını okurken en çok dikkatimi çeken şey, Hume’un doğrudan “Tanrı yoktur” gibi kaba bir sonuca gitmek yerine, insan aklının nasıl çalıştığını ve nerelerde sınırlarına çarptığını göstermeye çalışması oldu. Kitap boyunca beni en çok etkileyen taraflardan biri, bilinmeyeni hemen metafizikle doldurma eğilimimizi sorgulamasıydı. Çünkü bana göre de insan, açıklayamadığı her boşluğu doğrudan “tanrısal”, “metafizik” ya da “zorunlu bilinç” kavramlarıyla doldurmaya çok yatkın. Hume burada oldukça güçlü bir şekilde, sınırlı deneyimimizden sonsuz sonuçlar çıkaramayacağımızı gösteriyor.
Özellikle tasarım argümanına yaptığı eleştiriler oldukça dikkat çekiciydi. Bir ev gördüğümüzde mimar sonucuna ulaşmamızın sebebi bunu deneyimlemiş olmamızdır; fakat evrenlerin nasıl oluştuğuna dair hiçbir deneyimimiz yok. Bu yüzden “düzen varsa tasarımcı vardır” çıkarımının zorunlu bir sonuç değil, en fazla bir analoji olduğunu söylemesi bana oldukça mantıklı geldi. Benim açımdan burada önemli olan nokta, Hume’un düzen fikrini tamamen reddetmesi değil; analojinin sınırlarını göstermesi. Çünkü gerçekten de evreni neden yalnızca bir makineye benzetiyoruz? Neden bir organizmaya, bir canlıya ya da kendiliğinden gelişen doğal süreçlere benzetmeyelim? Hume’un özellikle “üreme” örneğini öne çıkarması burada çok güçlüydü. Çünkü deneyimimizde aklın üremeden doğduğunu görüyoruz ama üremenin akıldan doğduğunu gözlemlemiyoruz.
Kitabı okurken benim aklıma gelen ve ayrıca önemli bulduğum noktalardan biri de saat-saatçi analojisiydi. Tasarım argümanında genellikle “Saat varsa saatçi vardır” örneği kullanılıyor; fakat burada “saatçi” ile tam olarak neyin kastedildiği bana problemli göründü. Eğer yalnızca saati fiziksel olarak yapan ustadan söz ediliyorsa, bu durumda yalnızca mekanik
Hepimiz öyle ya da böyle şöyle cümlelerle karşılaşmışızdır. Bir toplu iğnenin bile tasarlayıcısı varken evrenin bir yapıcısı nasıl olmaz? Bir binayı inşa eden olduğu gibi canlı varlıkların da bir tasarlayanı vardır , gibi.
Bunlara tasarım argümanları denir kısaca ve William Paley'in saat benzetmesi ile ünlenmiştir felsefede. Ama David Hume bu argümanın mantıksızlığını, veya yetersizliğini bu kitaba eklenmiş olan "Doğal Din Üstüne Söyleşiler" adlı kısmında göstermiş ve felsefe tarihine gömmüştür. Bu argümanın hala hortlayıp hortlayıp karşımıza konmasının sebebi argümanın mantıklı olmaktan çok içgüdüsel olarak doğruymuş gibi gelmesidir denilebilir. Ama canlı varlıklardaki karmaşık tasarım görüntüsünün nasıl açıklanması gerektiğine dair bir kuram ortaya atamamıştır Hume, sadece var olan sözde kuramı yerinden etmiştir ama yerine bir şey koyamamıştır. Hume'un açtığı bu boşluğu dolduran kişi Darwin olmuştur.
Bu kitap teleolojik argümanlar meselesine yeni yeni adım atmış herkesin okuması gereken bir klasiktir.
Bu tartışmaların tiyatral bir şekilde işlendiği, Hume ve Darwin'in karşı karşıya gelip Paley'in dedikodusunu yaptıkları eğlenceli ve entelektüel bir video izlemek isterseniz eğer tıklayın:
HUME & DARWİN, Mükemmel bir Akıllı Tasarım Macerası
youtu.be/UpJkyBm1_7o
(Bu videoda Doğal Din Üstüne Söyleşilerdeki Cleanthes ve Philo'nun konuşmalarını da bulacaksınız.)
Kitabın ilk kısmı Hume'un dini absürde indirgercesine saçma bir şekilde savunuyor gibi gözükmesi sizi yanıltmasın. Hepsi birer ironi. Savunurken kendi kendisinin saçma olduğunu bariz bir şekilde gösteren argümanlardan oluşuyor.
İyi okumalar.
Eserin adından anlaşılacağı üzere din, tanrı genel mana da Teoloji üzerine konu barındırmakta. David Hume’un karşılıklı konuşma ve soru cevap şeklinde olması insanın aslında o soruları hiç derinlemesine düşünmemesi genel olarak doğumdan şu zamana kadar hep öğretilen belli kalıp düşünceler içinde kaldığımızı bize muhteşem bir şekilde gösteriyor. Normal koşullarda bu sorular bize gereksiz hatta aklımızın ucundan bile geçmez ama bu kitap sayesinde aslında bir dine bir Yaratıcıya inanıyorsak kesinlikle en başta sorgulanması gereken sorular.Din, tanrı, kötülük problemi hakkında ilgisi olan kişilerin mutlaka okuması gereken bir eser.
Hume gerçek bir ateist. Nietzsche gibi dinlere sadece hakaret etmiyor. Hume akıl mantık yoluyla izah etmeye çalışıyor. Kitabın ilk yarısında dinler tarihi diğer yarısında ise Hume'un zihnindeki ilahiyatçı taraf ve ateist taraf tartışıyor.
kitap "natural history of religion" ve "dialogues concerning religion" adlı iki metnin çevirilerinden oluşuyor.
-1. bölüm-
dinin doğal tarihi'nde hume, dinlerin politeizmden monoteizme doğru geliştiğini savunuyor. insanın sınırlı düşünüşünün bir sonucu olarak eski dönemlerde tanrıların antropomofik olarak tahayyül edildiğini söyleyen hume, monoteizmin, özelde ise teizmin, düşünüşün sınırlarının genişletilerek tanrı'nın tek ve yüksek erdemlerle donanmış bir varlık olarak tahayyül edilmesinin bir sonucu olduğunu düşünüyor.
hume, politeizmin insani hoşgörüyü içermesi nedeniyle monoteizmden daha üstün olduğunu düşünmekle birlikte tanrı'yı en alçak sıfatlarla birlikte düşünmenin teorik ve pratik sonuçlarını affetmiyor.
hume dinlere bütünüyle karşı çıkmıyor, fakat politeizmin sınırlı mütehayyilesi ile monoteizmin despotluk ve dogmatikliğini eleştiriyor.
bu metinden anlaşıldığı kadarıyla hume din ile felsefenin başa baş yürümesi gerektiğini, fakat kendi zamanında felsefenin dinin kölesi haline getirildiğini düşünüyor. bu açıdan onun genel bir din kavramına değil, fakat tarihsel dinlere ve onların yıkıcı evrimlerine karşı çıktığını söylemek makul görünüyor.
şaşırtıcı bir biçimde hume teleolojik argümanı esasında felsefi aklın doğal bir sonucu olarak görüyor ve bu argümanın en onulmaz eleştirmeni olduğu halde, -eğer burada onun ironik üslubu iş başında değilse- bütün bu düzenliliğin arkasında akıllı bir yaratıcının olduğunu açık bir şekilde kabul ediyor.
-2. bölüm-
hume, doğal din üstüne söyleşiler'de büyük ihtimalle kendisini temsil eden septik philo, teleolojik argümanın savunucusu olan cleanthes ve ortaçağ islam filozoflarının tanrı tasavvuruna sahip olan, tanrı'nın a priori bilinirliğini savunan demea arasında geçen diyaloglara yer veriyor.
bu diyaloglarda ironik
Kitap iki bölümden oluşuyor: "Dinin Doğal Tarihi" ve "Doğal Din Üstüne Söyleşiler"
Hume, birinci bölümde sistemli bir politeizm eleştirisi yapar, bununla birlikte, monoteist dinlerin öğretilerine de (alttan alta) eleştirmekten kaçınmaz.
Asıl radikal eleştirisini ise ikinci bölümde söyleşi olarak kaleme alır. Konuşanlar ise Philo, Cleanthes ve Demea'dır. Philo, Cleanthes ve Demea'nın teolojik öğretilerini savunan tezlerini felsefi olarak ele alır ve onlara antitez sunar. Semavi dinlerin sosyo-politik, ahlâki, ve ötedünya (ceza-ödül) iddia ve buyruklarına karşı rasyonel tezler sunar. Bununla birlikte, antropomorfizme, evrenin arkhesine (ilk ilkesini), ve erekselliğine de aynı şekilde karşı çıkar.
Din ÜstüneDavid Hume · İmge Kitabevi · 2019249 okunma
İkinci kez okudugunuzda, ilk okumanizda kacirdiginiz ayrıntıları da fark edebileceğiniz bir eser. Katı görüşlerinizi değiştirme riskine girmeye cesaretiniz varsa okuyun derim.
Davıt Hume’nin zihinsel arkeoloji çalışmasına devam ediyoruz. 1711-1776 arasında yaşamış İskoç filozof, ekonomist ve tarihçi olan Hume’un DİN ÜSTÜNE düşüncelerini içeren mükemmel bir başyapıt. Eserde, insan doğasıyla dinlerin doğuşu arasında irdelemelere giden filozofun, düşüncelerinden hareketle “Doğal Din” duygusundan ve “Doğal Din” lerden “Vahye Dayalı Dinlere” kadar yoğun bir inceleme ve irdelemeler yaptığı, epistemolojik anlamda incelemelerine devam ettiği ve “Varlık Kategorileri”nin dışında konumlanan Tanrı’nın zihin kategorilerimizi aşan yapısına dikkat çekmiş ve İnsanımsı Tanrı (Antropomorfik) anlayışlarıyla bin yıllardır içiçe yaşayan insanoğlunun din temellendirmelerinin irdelemelerine/eleştrisine incelemelerine yer verilen eserin ,konu bağlamında, çok geniş bir ufuk açtığı görülüyor. Okunması gereken bir eser.
Din ÜstüneDavid Hume · İmge Kitabevi · 2019249 okunma
Genellikle İngiliz dilinde yazmış en önemli filozoflardan biri olarak kabul edilir. Aynı zamanda bir tarihçi ve deneme yazarı olarak da bilinir.
İnsan zihninde olup bitenleri Newton'un deneysel yöntemini uygulayarak, yeni bir insan bilimi kurmayı ve geliştirmeyi öneren Hume, tüm iyi niyetine ve yüksek amaçlarına rağmen, İngiliz empirizminin temel tezlerini koruduğu için son çözümlemede kuşkuculuğa düşmekten kurtulamamıştır. Bizim yalnızca, kendi zihnimizde doğrudan ve aracısız olarak tecrübe ettiğimiz ideleri, duyum ve izlenimleri bilebileceğimizi, bilgide kendi zihnimizin ötesine geçemediğimizi ve bundan dolayı herhangi bir şeyin insan zihninden bağımsız olarak var olduğunu söyleyemeyeceğimizi belirten Hume, insan zihnini bilgi bakımından analiz ettiği zaman, insan zihninin tüm içeriklerinin bize duyular ve deney tarafından sağlanan malzemeye indirgenebileceğini görmüştür, bu malzeme ise algılardan başka hiçbir şey değildir.
Kısacası, David Hume düşüncenin insanlıktaki en önemli şey olduğunu söyleyen bir insandır.
Gilles Deleuze'e göre, "Hume için söz konusu olan zihin psikolojisini, zihnin duygulanımlarının psikolojisiyle ikame etmektir. Zihin psikolojisi imkânsız, kurulamaz olandır, çünkü nesnesinde ne gerekli istikrarı ne de gerekli evrenselliği bulabilir; insanın gerçek bilimini yalnızca bir duygulanımlar psikolojisi kurabilir."