Yazı dilinin katlettiği bir kişisel gelişim kitabı :(
5/10
·184 syf.··
2026 24. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 12:27
Yazarın kitap yazmadaki kötülüğü mü çevirinin yazılanları tam aktaramaması mı bilmiyorum ama beğenemedim, sıradan bir kişisel gelişim kitabı gibi geldi zaten pek aramın olmadığı bir tür kişisel gelişim, maddeler halinde yazılanlar olması, yazarın araya anılarını sıkıştırıp bilgi satmaya çalışması ve satmaya çalıştığı bilgilerin yüzeyselliği beni uzaklaştırdı kitaptan, mükemmelliyetçi yanımın fazla olmamasından kaynaklı bana hitap ettiğini de düşünmedim. Utanç, duygular, aile, nasıl yaşamak gerekir üzerine yazdığı kısımlardan daha kendi emin değilmiş gibi geldi muhtemelen çeviriyle alakalı kitabın anlatımını ve tonunu çok etkilemiş bu durum kitabı bitirdikten sonra bir konuşmasını dinledim kitaptan 10 kat daha etkiliydi gerçi yine o da bana çok hitap etmedi ama seven etkilenen çok insan var gibi söylediklerinde anlam bulacak çok fazla insan vardır diye düşünüyorum, boş bir içerik değildi sadece beni etkilemedi.
Mükemmel Olmamanın HediyeleriBrene Brown · Butik Yayınları · 2011614 okunma
Bir Çocuğun Kalemiyle İnsanlığın Yüzüne Çarpan Tokat
9/10
··
Beğendi
Bazı kitaplar vardır, okursun ve bitirirsin. Bazıları ise biter ama içinden çıkamazsın. Anne Frank’in Hatıra Defteri benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Kitabı kapattığımda elimde sadece bir günlük yoktu; yarım kalmış bir çocukluk, susturulmuş bir ses, büyümesine izin verilmemiş bir kız çocuğu ve insanlığın en karanlık tarafıyla yüzleşmiş bir kalp vardı. Anne Frank’i okumak, sadece savaş döneminde saklanan Yahudi bir kızın yaşadıklarını öğrenmek değil. Onun odasına, korkularına, hayallerine, öfkelerine, kıskançlıklarına, umutlarına ve çocukça inatlarına misafir olmak demek. Bu yüzden kitap beni çok sarstı. Çünkü Anne bir tarih figürü gibi değil, kanlı canlı bir insan gibi duruyor karşında. Bazen çok zeki, bazen kırılgan, bazen öfkeli, bazen umut dolu, bazen de sadece anlaşılmak isteyen küçücük bir kız. Bu kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, Anne’in yaşına rağmen dünyayı anlama biçimi oldu. O küçücük saklanma yerinde, ölüm korkusunun gölgesinde bile kendini, insanları, ailesini, hayatı ve geleceği düşünmeye devam ediyor. Dışarıda savaş var, nefret var, yakalanma ihtimali var; ama Anne’in içinde hâlâ yazma isteği var. Hâlâ güzel şeylere inanma çabası var. Hâlâ bir gün özgürce yaşayacağına dair inancı var. İşte insanı en çok burası yıkıyor. Anne beni ağlattı. Bunu süslü bir cümle olsun diye söylemiyorum. Gerçekten bazı sayfalarda durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü onun yazdıkları sadece acıklı olduğu için değil, çok gerçek olduğu için can yakıyor. Günlüğünde büyük laflar etmeye çalışan biri yok. Kendini kahraman gibi göstermeye çalışan biri yok. Anne bazen annesine kızıyor, bazen babasına sığınıyor, bazen kendini yalnız hissediyor, bazen âşık oluyor, bazen haksızlığa uğradığını düşünüyor. Yani aslında büyüyor. Biz onun büyümesini satır satır
1000Kitap
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Avni İnsel Kitabevi · 19588,9bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:17
Kitap beni çok etkiledi. Sonuna kadar büyük bir heyecan intikam duygusuyla okudum. Fakat tek bir cümle ile son buldu Evet ondan da vazgeçiyorum. İnanılmaz bir üslüp inanılmaz bir dil inanılmaz bir yazar
UtançJ. M. Coetzee · Can Yayınları · 20183,535 okunma
Yağmurun Elli Adı
8/10
·436 syf.··
2026 48. kitabı
"Bir kez daha dünyaya açılmak için duyduğu derin özlemi hissetti. Ama göğsündeki sancılar bu tür düşünceleri zihninden uzaklaştırmasına neden oldu. Bunlar sadece acı çekmesine yol açıyordu. Sahip olamayacağı şeylerin üzerinde durmanın hiçbir faydası yoktu." Selam canlar Bugün sizlere thekitapyayinlari 'dan tarihî bir kurgu olan #yağmurunelliadı kitabı ile geldim... Tarihî kurgu ve aile dramını bir araya getiren romanları okumayı severmisiniz ? Cevabınız evet ise sizi böyle alayım. Benim severek okuduğum bir kitap oldu yazarın dili akıcı ve sürükleyici bir anlatıma sahip. Yağmurun Elli Adı hikâyemizde II. Dünya Savaşı sonrası Japonya'sında 8 yaşındaki Noriko'nun küçük yaşta büyük acılarla yüzleşip yaşama tutunma mücadelesini okuyoruz. Yağmurun Elli Adı, 1948 yılında Japonya'da başlar ve evli Japon aristokrat bir aileye mensup olan Seiko Kamiza'nın bir Amerikalı asker sevgilisinin yaşadığı ilişkiden doğan gayri meşru kızı olan Noriko'nun yaşama tutunma mücadelesini okuyoruz. Noriko ailesine göre bir utanç kaynağıdır. Annesi tarafından büyükannesinin evine terk edilen Noriko ten renginin ve kökeninin farklılığı nedeniyle büyükannesinin malikanesinde yıllarca gizli tutulur, hem fiziksel hem psikolojik şiddete maruz kalan Noriko, sevgiden ve özgürlükten yoksun büyür. Taki üvey ağabeyi Akira'nın onun hayatına girip ona sahip çıkana kadar. Akira'nın ona ilgi göstermesiyle Noriko'nun hayatı değişmeye başlar. Akira büyükannesine rağmen ona dış dünyayı tanıma fırsatı sağlar. Ancak Noriko'nun mutluluğu çokta uzun sürmez. Aile baskısı, toplumsal önyargılar ve kişisel kayıplar onun sürekli sınanmasına yol açar. Noriko çocukluktan yetişkinliğe uzanan yolculuğunda sizlerde ona eşlik etmek isterseniz gönül rahatlığıyla tavsiyemdir. Okuyunuz efendim... "Uykuyla uyanıklık arasında
1000Kitap
Yağmurun Elli AdıAsha Lemmie · The Kitap · 202485 okunma
10/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 174. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:38
"FİGARO'NUN DÜĞÜNÜ" "İntikam, oh, tatlı intikam Onurlu bir adam için bir ferahlıktır; Utanç ve onursuzluğu unutmak, Alçaklık ve adiliktir. Zarif ve esprili, keskin ve nükteli, Her zaman eleştirel ve her zaman politik, Evet, yapabilirsin... Dava önemlidir! Ama inan bana, onu mahvedeceğim. Ve tüm yasaları çarpıtmalıysam, Ve tüm kayıtları gözden geçirmek zorundaysam, Entrikalarla ve müdahalelerle, Başarısız olunamaz, zafer benimdir. Ve eğer tüm yasaları ben yaparsam..." Figaro’nun Düğünü, sahnelendiği dönemde pek çok kişiyi güldürmekten çok tedirgin eden bir opera. Mozart’ın başyapıtı, bestelendiği 1786 yılında “tehlikeli” damgası yemiş, hatta İmparator II. Joseph’in sansüründen geçmekte zorlanmış. Bu neşeli aşk oyununu bu kadar kışkırtıcı yapan neydi? Soyluların âhlaki çöküşü sergileniyordu. Kont sadakatsiz, kibirli ve halkının haklarını hiçe sayan biri olarak resmedilmişti. Alt sınıftan karakterler akıllı, becerikli ve âhlaki üstünlüğe sahipti. Feodal haklar (soylunun gelin üzerindeki “ilk gece hakkı”) alaya alınıyordu. Kont’un uşağı Figaro, güzel Susanna ile evlenmek ister ancak efendisi Kont Almaviva, eski feodal hakkını kullanarak gelinle ilk geceyi kendisi geçirmeyi planlamaktadır. Figaro ve Susanna, zekâlarıyla Kont’u alt etmek için çevirmedikleri dolaplar kalmaz. Opera tarihinde kadınlar hep birbirinin kuyusunu kazır. Burada değil tam aksine. Kontes ve Susanna rakip değil, müttefik. Biri eş, biri hizmetçi. Aralarındaki statü farkı dağlar kadar. Ama el ele verip Kont’a oyun kuruyorlar. En sevdiğim sahne burası oldu. Kontes diyor ki: “Gel kocama ders verelim.” Susanna “Olur” diyor. İntikam için değil, saygı için. Kadın dayanışması 250 yıl önce yazılmış. Kont karısını aldatıyor. Kontes öğreniyor. Modern bir dizi olsa bavul toplanır, kapı çarpılır. Ama Kontes öyle
Edebiyat
Figaro'nun DüğünüWolfgang Amadeus Mozart · Fihrist Kitap · 20245 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 10:07
Bir insanın kendini en güvende hissedebileceği yerde başına ne gelebilir ki? Sanırım bu yüzden okuduklarıma inanmakta zorlandım. Çünkü insan, böylesine bir kötülüğün gerçek olabileceğini kabul etmek istemiyor Utanç Taraf Değiştirmeli, Gisèle Pelicot’nun yaşadıklarını ve sonrasında gösterdiği inanılmaz cesareti anlatıyor. Kitabı okurken sık sık durup düşündüm. Öfkelendim, üzüldüm, hayrete düştüm… Ama en çok da, yaşadıklarının ardından sessiz kalmayı reddeden bir kadının gücüne hayran kaldım. Bir yanda insanın en yakını tarafından uğradığı tarifsiz ihanet, diğer yanda ise “Utanması gereken ben değilim.” diyerek suçluların saklanmasına izin vermeyen bir kadın… Sayfalar ilerledikçe insan, okuduklarının gerçek olduğuna inanmak istemiyor. Ama ne yazık ki gerçek. Belki de bu kitabı bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak bu. Çünkü burada anlatılanlar bir kurgu değil; yaşanmış bir hayat, çalınmış yıllar ve buna rağmen dimdik ayakta kalmayı başaran bir kadın var. Ve sanırım, kitabı kapattığımda aklımda kalan şey yaşanan dehşetin yanında Gisèle Pelicot’nun gösterdiği cesaret oldu.
Yaşama ÖvgüGisèle Pelicot · Everest Yayınları · 202647 okunma