"HATIRLADIĞIM SONBAHAR"
"Zaman geçtikçe insanın hayatında her şey sadeleşiyordu. Geriye sadece bedeni, geçmişi ve sevdikleri kalıyordu. Yaşadıklarımız, biriktirdiklerimiz, güldüklerimiz kadardık. Yanımıza kalan başka bir şey yoktu işte. Ne kadar daha yaşayacağımızı bilmiyorduk, o yüzden bugün vardı sadece. Bugünü en güzel yaşamalıydı insan, öncesinde ve sonrasında değil."
"Sonbahar Huzurevinden bir yaprak daha kopmuştu, huzurevini derin bir sessizlik kaplamıştı. Ölüm buraya aslında sık uğrardı ama bu beklenmedik bir ölümdü." diye başlıyor kitabımız. Eser bizi "Sonbahar Huzurevi'ne" götürüyor. Huzurevinde yaşayan kişilerin hayatlarına, onların ailelerine, mutluluklarına , hüzünlerine, sırlarına tanıklık ediyoruz. "Hatırladığım Sonbahar" geçmişin izleriyle yüzleşenlerin hikayesi aslında. Sonbaharın o hüzünlü renkleriyle bezenmiş bir içsel yolculuk gibi. Hangimizin derinliklerinde sakladığı duyguları, hayalleri, anıları yok ki. Hayat duygulardan ibarettir ve bazen içinden geldiği gibi davranırsın, bazen ise sana sunulanı yaşamak zorunda kalırsın. Çoğu zaman gururumuz, cesaretsizliğimiz yüzünden gönlümüzden geçeni değilde bize sunulanı seçsekte, aklımız kalır yaşanması mümkünken yaşayamadıklarımızda.
Ali Amca, Mert ve Lotus adında iki çocuğu olan emekli emniyet amiridir. Alzehimer hastası ve yavaş yavaş unutuyor her şeyi. Gün geçtikçe unutkanlığı arttığı için Büşra hemşireye yaşadığı her anı paylaşan, unutursam bunları bana hatırlat diyor. Kendisiyle ilgili her şeyi Büşra hemşireye anlatırdı. Ali’nin sesli hatıra defteri. Bazen unutmak iyiyken bazen de unutmamak için çabalanan yaralar vardır. Ali Amca da Büşra'ya anlatmaya başlıyor öyle ince bir aşk hikayesi var ki kavuşamadığı...
Unutmadan geçmişe dair hatıralarını anlatır bu hatıralar arasında çok önemli bir bilgiyi