Kitabın kahramanı olan Sidarta ile Budizmin kurucusu olarak bilinen ve Buda (aydınlanmış) ünvanını alan Sakya prensi Sidarta Gotama'yı karıştırmamak gerek.
Kitap, Buda'nın henüz sağ olduğu Budizmin ilk yıllarında geçiyor. Kahramanımız Sidarta aydınlanmak isteyen, dünyanın içyüzünü anlamak ve acıların kaynağını bulmayı arzu eden bir genç; tıpkı Sidarta Gotama gibi.
Öykünün ilerleyen bölümlerinde Buda ile karşılaşma fırsatını da yakalıyor, fakat en yakın arkadaşı, Buda'nın yanında kalıp öğrencisi olmayı seçerken, bizim Sidarta (tıpkı bir zamanlar Buda'nın yaptığı gibi) herkesin ancak kendi yolundan giderek, kendine özgü bir yolda yürüyerek aydınlanabileceğini düşündüğünü söyleyerek oradan ayrılıyor.
Bu çok önemli bir nokta. Çünkü bu konuda hataya düşen öyle çok insan var ki... Yani, insanlar birinin yaşam biçimini ve ulaştığı manevi noktayı imrenilesi görerek, o noktaya ulaşabilmek için o kişiyi taklit etmeleri gerektiğini sanıyorlar.
Fakat manevi amaçlarda, yol ve yolcu bir bütündür. Dolayısıyla yolcu değişirken yol değişmez ise, tek birşeyden emin olunabilir, o da sonucun farklı olacağı. Benzer bir sonuç istiyorsanız, tıpkı o sonucu elde eden kişinin kendi ruhuna tam ahenkle uyan eşsiz yolunu bulduğu gibi, her biriniz de kendi ruhunuzun biricik yolunu izlemek durumundasınız.