Uzel

Uzel
126 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
6/10
·520 syf.·
2019 4. kitabı
Yazar Jones, Darwin’in 1859’da yayımlanan “Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Ortaya Çıkışı” yani kısa adıyla “Türlerin Kökeni” adlı kitabının bölüm başlıklarını şablon olarak alıp, bu başlıkların altını 20.yy sonlarının bilgisiyle (kitabın yayımlanma tarihi 1999) doldurmak gibi ilginç bir yöntem kullanmış. Yazılmasının üzerinden 20 yıl geçmiş olsa da ve bu süre zarfında bir sürü yeni ilerleme olmuş olsa da, kitap yine de amatör okur için bolca değerli bilgi içeriyor. Son birkaç yılda canlıbilim konulu çok sayıda popüler bilim kitabı, hatta akademik ders kitabı ve makale okumuş biri olarak, kitapta verilen bilgilerin çoğunu zaten bildiğimden, kitabın özellikle ilk yarısında uykum geldi, dikkatim dağıldı, sıkıldım, göz gezdirmeyle sayfa atladım falan. Ama konuya yabancı olan ve bir yerlerden başlamak isteyen kişilere önerebilirim. Kitabın ikinci yarısında ben de daha ilgili şekilde okuyabileceğim bölümlerle karşılaştım. Yazar bazı yerlerde anlattığı konularla ilgili terimleri kullanmaktan kaçınmışa benziyor. Örneğin s.207’de transpozon, s.208’de intron-ekson, s.212’de yatay gen aktarımı, s.213’te içten-ortakyaşam (endo-simbiyoz), s.414’te yakınsak evrim tanımları verilebilir, bunlardan söz edilmekte olduğu eklenebilirdi. Anlatımın konuya yabancı okurun kulağına daha anlaşılır gelmesi ve gözünü korkutmaması için öyle yapmış olabilir ama bilmeyen okurların da öğrenmesi için kaçırılmış bir fırsat olarak değerlendirdim ben bu tercihi. Kitabı, Ginko Bilim’in Ağustos 2018 tarihli basımından okudum. Seçtikleri yazı tipini beğendim; arada tek-tük yazım hataları da (özellikle cümle başı harfinin küçük olması ya da “sitoplazma” yerine “stoplazma” sözcüğünün kullanılması gibi) gözüme çarptı. Kitabın İngiltere’de yayımlanan asıl orijinali değil ama ABD’de yayımlanan yine İngilizce
Neredeyse Bir BalinaSteve Jones · Ginko Bilim · 2018115 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·406 syf.·
2019 3. kitabı
Yaşamını kedilerle paylaşan herkesin ilgiyle okuyacağına kuşku yok. Kedilerin anatomik ve fizyolojik yapıları, insanlara benzeyen ve benzemeyen yanları özlü bir şekilde aktarılmış. Kedilerin bazı davranışlarının altında yatan duygu ve düşüncelere ilişkin yazarın bazı tahminlerine katılmamakla birlikte, okumaya değer bulduğum ve önerebileceğim bir kitap. Kitap aynı zamanda insanlık tarihini de bir açıdan özetliyor. Bereketli Hilâl’de avcı-toplayıcılıktan yerleşik düzene geçişin yaşandığı Tarım Devrimi’nden başlayarak, önce tahıl depolarını farelerin keşfedişi, ardından da fare bolluğunu kedilerin keşfedişiyle beraber, insanlar ile kediler arasında başlayan yakınlığın tarihsel ilerleyişi hakkında değerli bilgiler ediniyorsunuz. Kitabı dilimize kazandırdıkları için yayınevi, çevirmen ve diğer tüm emekçilere teşekkür ediyor ve sonraki basımlar için sıkı bir gözden geçirme yapılması gerektiğini ekliyorum. Gerçekten aşırı miktarda yazım hatası var (kedi yerine kendi, türlü yerine tüylü, beni yerine benim, iskorbüt yerine iskorpit gibi). Türkçe basımın başında (ithaf sayfasından hemen önce) kitabın orijinal adının "kedi davranışlarını inceleyen yeni bir bilim dalı olduğu” yazılmış fakat ben böyle bir kullanıma rastlayamadım. Kitabın orijinalinin kapağında, başlığın hemen altındaki açıklama yazısından esinlenilerek böyle bir not düşülmüş olabilir ama açıklama yazısındaki “the new feline science” ifadesi kitabın adına işaret ediyor gibi görünmüyor. Birkaç öneri: Kitabın adını "kedi algısı" olarak Türkçeleştirmek düşünülebilir; bazen “bilim adamı” bazen “bilim insanı” karşılığı yerine her yerde “bilimci” kullanılabilir; “kara sıçan” için ilerleyen sayfalarda kullanılan “siyah sıçan” düzeltilebilir; kitabın bütününde vahşi yerine yabani sözcüğü yeğlenebilir (yer yer bu karşılık
Kedi HissiJohn Bradshaw · Kalkedon Yayınları · 201727 okunma
* Kediler bir şekilde, aynı anda hem sevgi dolu, hem de kendi kendilerine yeten hayvanlar olmayı başarmaktadır. Köpeklerle karşılaştırıldıklarında bakımları da çok kolaydır. Eğitilmesi gerekmez. Kendi temizliğini kendi yapar. Köpeklerin aksine, evde yalnız bırakıldığında sahibinin arkasından saatlerce ağlamaz ancak yine de bazı kediler, sahipleri eve geldiğinde onu sevgiyle karşılar. İyice gelişen mama endüstrisi sayesinde yemek zamanları da sahipleri için son derece zahmetsizdir. Çoğunlukla gelip kimseyi rahatsız etmezler ama kendilerine sevgi gösterildiğinde memnun olurlar. Kısacası, kedi beslemek kolay ve zahmetsizdir. (s.24) * Kedilerin evcilleştirilmesine dair yaygın anlatılara göre, kediler ilk defa yaklaşık 3500 yıl önce Mısır’da insanların evlerinde yaşamaya başlamıştır. Ancak bu teorinin gerçekliği, moleküler biyoloji biliminden gelen yeni kanıtlar ışığında sorgulanmaya başlanmıştır. Günümüzde yaşayan evcil kediler ile yabani kedilerin DNA’ları karşılaştırıldığında, evcil kedilerin köklerinin çok daha erken bir döneme, yaklaşık 10.000 ile 15.000 yıl öncesine (MÖ 8000 ilâ 13000 yıllarına) dayanmaktadır. Bu hesaplamalardaki en erken tarihler göz ardı edilebilir. Yaklaşık 15.000 yıl öncesinden daha eski dönemlerde evcil kedilerin varlığı, kendi türümüzün evrimi açısından pek mantıklı olmayacaktır. Taş devrinde yaşayan avcı-toplayıcı insanların kedi beslemeye ihtiyacı ya da bunu yapabilecek kaynakları olması pek olası değildir. En geç tarih olan 10.000 yıl öncesi ise evcil kedilerin Orta Doğu’daki çeşitli bölgelerde bulunan birkaç yabani atadan evrimleştiğini varsaymaktadır. Başka bir deyişle, kedilerin evcilleştirilmesi ya yaklaşık aynı dönemlerde, ya da uzun bir zaman zarfından birden farklı bölgede gerçekleşmiştir. Kedilerin yaklaşık MÖ 8000 civarında
8/10
·379 syf.·
2019 2. kitabı
Öncelikle arka kapak metnini aktarayım: "Yirminci yüzyılın önemli evrimsel biyologlarından ve modern sentezin öncülerinden biri olan Ernst Mayr, Biyoloji Budur ile biyolojinin bir bütün olarak önemini ve zenginliğini gözler önüne seriyor. Yaşam bilimlerini incelemenin yanı sıra bilime adanmış olağanüstü bir yaşamın birikimini de aktaran yazar, okuyucuya ve biyologlara kendi özel araştırma alanlarında geniş bir bakış açısı kazanabilmeleri için kavramsal bir çerçeve sunuyor. Kitapta bir yandan biyoloji tarihi ve felsefesi ayrıntılı bir şekilde ele alınırken bir yandan da biyolojinin bilim içindeki yeri tartışılıyor, insanın canlılar dünyasındaki yerini ve doğanın geri kalanına karşı sorumluluğunu daha iyi anlaması amaçlanıyor." Evet, kitabın odağında, bir bilim dalı olarak biyolojinin özellikleri, felsefeciler tarafından nasıl görüldüğü, hakkındaki düşüncelerin zaman içinde nasıl değişimler geçirdiği var. Bunlar anlatılırken, ister istemez biyoloji alanındaki bilimsel gelişmelere de hafifçe değiniliyor ama asıl odak, bilim tarihi ve felsefesi içinde biyolojinin yeri denebilir. O nedenle bu kitabı ilgiyle okuyacak kişiler büyük olasılıkla ya genel olarak bilim felsefesi ile ilgilenenler ya da özel olarak biyoloji bilimiyle ilgilenenler olur diye tahmin ediyorum. Yazar, biyoloji biliminin tarihsel gelişimini, bir bilim dalı olarak kabul edilip edilmeyeceğinin bile tartışıldığı zamanlardan günümüze uzanarak, akıcı bir dille ve doyurucu bir biçimde aktarıyor. Ancak çoğu popüler bilim tarihi kitabında kişilere ve olaylara odaklanılarak yapılan roman tadında bir yaklaşım yerine, bu kitapta bilimsel ve felsefi kavramlara daha fazla değiniliyor; örneğin kamplaşmaların olduğu tarihsel dönemler anlatılırken, tarafların bilimsel düşünüş biçimleri ayrıntılı biçimde verildiğinden,
Biyoloji BudurErnst Mayr · Tübitak Yayınları · 2009147 okunma
10.bölüm * Hastanelerimizi sterilize etme arayışı da binalarımızın mikrobiyomlarında disbiyoz yaratmış olabilir. Patojenlerin hâkim olmasını engelleyen zararsız bakterileri ortadan kaldırarak, istemeden de olsa daha tehlikeli bir ekosistem inşa etmiş olabiliriz. "İyi huylu ya da çok fazla etkileşime girmeyen, sadece yüzeylere yerleşen mikropların gelmesini istersiniz," diyor (...) Gibbons. "Çeşitlilik iyidir." Ve sanitasyon fazla ileri gittiğinde çeşitliliğin çökmesine yol açabilir. Gibbons bunu umumi tuvaletlerde yaptığı çalışmada göstermiş. İyice temizlenen tuvaletlerde, ilk önce sifondan boşalan suyla havaya karışan dışkı kökenli mikropların kolonize olduğunu bulmuş. Bu türler eninde sonunda ciltten kaynaklanan çok çeşitli mikroplara yenik düşer, ancak tuvalet tekrar temizlendiğinde, mikrop toplulukları bir adım geri gider. İşin komik yanı, çok sık temizlenen tuvaletlerin dışkı kökenli bakterilerle kaplı olma ihtimali daha fazladır. Oregon'da yaşayan, mühendislikten gelme bir ekolog olan Jessica Green de klimalı hastane odalarındaki mikroplarda benzer bir örüntü saptamış. "İçerideki havada bulunan mikrop topluluğunun, dış ortam havasındakinin bir altkümesi olacağını varsaydım. İkisi arasında neredeyse hiç örtüşme olmadığını görmek beni şaşırttı." Dışarıdaki hava bitkilerden ve topraktan kaynaklanan zararsız mikroplarla doluydu. İçerideyse, normalde dışarıda bulunmayan ya da nadir olan ama hastanede kalanların ağız ve cildinden kaynaklanan potansiyel patojenler, orantısız ölçüde fazlaydı. Hastalar fiilen kendi mikrobiyal çorbaları içinde pişiyorlardı. Bu sorunu çözmenin en iyi yoluysa çok basitt: Pencere açmak. * Green, faydalı mikropların çeşitliliğini desteklemek için benzer mimari numaralar geliştirilebileceğini umuyor. "On yıl içinde mimarlar bulgularımızı