Zaten hangi yalnızlık gece karanlığında, enginliğin sessizliğinde ve Tanrı’nın bakışları altında denizde tek başına yol alan bir gemininki kadar dokunaklı ve şiirsel olabilirdi?
Uzun yolculuklarda ilk iki üç istasyon boyunca yolcunun düşleri, düşünceleri hemen hep ayrıldığı yerle ilintili olur... Sonra apansız, yolda üzerine doğan ilk güneşle birlikte yolcunun düşünceleri de yolculuk hedefine, orada kendini bekleyen geleceğe yönelir.
Ne demeli, ne yazmalı bu eser için?
Yüzyıllık Yalnızlık’tan sonra ilk defa böylesine kapıldığımı hissettim bir esere. Sanırım dört yıla tekabül ediyor; garip bir hasret belirdi içimde elbet, tarifsiz bir duygu. İnce ve ustalıklı örülmüş bir olay, zamandan bir yılın dolu anlatımı; keder, hüzün, burukluk, öfke ve ezginlik hissi. Temposundan kopulamıyor ‘Ezilenler’in.
Dostoyevski’nin sürgünden döndüğünü Rus halkına haykırışını; geçmişiyle hesaplaşmasını; hayatını yeni baştan, düşlerinde olmasını istediği gibi ve gerçekle bunu iç-içe geçirişini okuyorsunuz bu eserde.
İnsanlar asla, tamamen iyi, yahut tamamen kötü olamaz.
Kah gülümseyip, kah gözleriniz dolarak okuyacağınız bir eser.
Şimdiden iyi okumalar.