Gerçekten kadınlarla dolu bi ülke böyle olur muydu?
Bilmiyorum.
Hikayenin kurgusu oldukça güzel.
Yaşanan onca zorluğun, acının, umusuzluğun birleştirdiği bir topluluk acılar bitipte umut ışıldayınca iyice bağlanıyor birlikte iyileştiği insanlara.
Orda kalanlar erkekler olsaydı aynı olur muydu?
Bilmiyorum.
Bana göre kitaptaki en temel örüntü her daim daha iyiye gitmek ve bunun için araştırmak, öğrenmek.
Kadınların en temel güdüsü annelik üzerinden işlemiş bunu yazar. Her anne çocuğu için en iyisini ister. Burdaki kadınlar tüm çocuklar için en iyisini istiyorlar.
Onlara iyi bir gelecek bırakmak adına sürekli çalışıp didinen kadınlar her gün daha iyi bir yaşam ve imkansız gibi görünen ütopik bir ülke yaratıyorlar.
En önemli detaysa bu çalışma halinin mutsuzluk değil mutluluk getirmesi.
Alıntılar:
s115
...zaman algıları tek bir bireyin umutları ve amaçlarıyla sınırlı değildi. İşte böylece yüzyıllar sonrasını bile kapsayan gelişme planlarını bir alışkanlık gibi hayata geçirmeye devam ettiler.
s155
Asil bir hayat sürmek için mutlaka gerektiğini düşündüğümüz iki yetenek var bunlar: birincisi yargısız, kapsamlı bir muhakeme yeteneği, ikincisi ise güçlü bir iradeye sahip olma ve onu kullanabilme yeteneği.
Hala yarıdayım kışa devam etmek üzere rafa kaldırdım. O köşe de dururken elime başka kitap almakta zorlanıyorum ama onu da okuyamıyorum. Hayat bazen zor kararlar aldırır
Şaka bi yana zaten felsefeden az çok bilginiz varsa felsenin tarihi akışını da kaynaklar arasında kaybolmadan net bir bilgiyle öğrenmek istiyorsanız şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap.
Felsefe TarihiAhmet Cevizci · Say Yayınları · 2015745 okunma
İnsanın olduğu hiç bir yer gerçekten yaban olamaz mı?
Doğayla bir bütün halinde yaşamamızın imkânı yok mu?
Çok uzak olmayan bir gelecekte geçen uyarı niteliğinde bir distopya aynı zamanda bir ilk roman. Dünyada kalan son doğa parçası için verilen savaş demek çok mu abartılı olur bilemiyorum. Sanki o savaş kısmı için yeni bir kitap gelecek gibi ‘bu başka bir öykünün konusu’ dediği yerde böyle bir ipucu yakaladım. Yeni kitabı okur muyum, okurum.
Kitabın eksikleri yok değil ama verilmek istenilen mesaj öyle net ki uzun zaman önce almamız gereken henüz almak için çok geç olmayan bir mesaj.
Öncelikle belirtmeliyim ki ben kıymetini bilememiş olabilirim. Benim aradığımı vermediğinden yanlış yerde olduğumu düşünerek bıraktım. Belki de beklentim çok yüksekti.
En sevdiğim yazarlardan Ursula K. Le Guin'in gerçekle hayal arasındaki ince çizgide var olan kitaplarını okurken kendimi, hayalde mi gerçekte mi olduğumu ayırt edemeyecek kadar kaybetmekten korkuyorum. Gerçekler Guin'in kitabındaki kadar acımasızken mücadeleniz şansa kalmış değildir ki talih sürekli sizi gözetmez hatta bazen bile gözetmeyebilir. Belki de ben fazla realistim, hayalperest olmayı uzun süre önce bıraktım sanırım bu yüzden Guin'in mutlu sonları, şansla açılan yolları, talihin yanımızda olması bana masal gibi geliyor. Yine de gerçekleri ve anlamlarıyla paylaştığı hayatlar içime işliyor.
Guin'de en sevdiğim şeyse sizi kendine çeken içinde yaşıyormuşsunuz hissi veren kısacık hikayelerinde kocaman anlamlar olması. Ursula K. Le Guin