“Aşk, yüksek sesle söylenen bir vaat değil; ömür boyu sürdürülen ince bir nezakettir.”
DERRIDA VE LYOTARD: “MEKTUP” FELSEFESİ
Derrida’nın düşüncesinde mektup, hiçbir zaman bütünüyle yerinde ve zamanında değildir. Mektup yazıldığı anda gönderenden ayrılır; yola çıktığında artık kendi kaderine sahiptir. Varacağı yere ulaştığında ise yazıldığı an, gönderenin niyeti ve okurun durumu değişmiş olabilir. Bu nedenle mektup, her zaman bir gecikme, bir kayma ve bir belirsizlik taşır. Derrida’nın différance kavramı da bu gecikme ve anlam kaymasıyla ilişkilidir. Anlam, hiçbir zaman tek bir noktada sabitlenmez; ertelenir, başka bağlamlara açılır, okurla birlikte yeniden kurulur. Mektup da tam olarak böyle çalışır: Gönderilir, bekler, gecikir, ulaşır; fakat ulaştığında artık ilk yazıldığı ânın aynısı değildir. Şans ve Dans, Derrida’nın bu mektup düşüncesiyle güçlü bir ilişki kurar. Romanda mektuplar yalnızca bilgi taşıyan metinler değildir; zamanı, bekleyişi, gizemi ve eylemi taşıyan varoluşsal çağrılardır. Mektup, geçmişten gelir; fakat bugünü harekete geçirir. Derrida açısından mektubun gecikmesi tehlikeli olabilir. Gönderen artık orada olmayabilir, anlam kaybolabilir, okur mektubu başka türlü yorumlayabilir. Şans ve Dans ise bu gecikmeyi yalnızca tehlike olarak görmez. Romanda gecikme, değer kazanır. Bekleyiş, karakterleri hazırlar; zaman, mektubun anlamını azaltmaz, derinleştirir. Mektupların 2005 sonbaharında yazılması ve 2006 Ocak ayındaki “ikinci Pazar”da yerine getirilmesi, romanın zaman felsefesi açısından önemlidir. Mektup, hemen sonuç veren bir emir değildir. Gecikerek olgunlaşan, okurunu bekleten ve onu eyleme hazırlayan bir davettir. Bu yönüyle Şans ve Dans, Derrida’nın mektuptaki gecikme korkusunu ritüel fırsatına dönüştürür. Mektup geç kalmaz; doğru zamana hazırlanır. Anlam kaybolmaz; okurun hayatında yeniden beden kazanır. Lyotard’ın postmodern düşüncesinde ise “büyük anlatılar”ın
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çizgi romanlar da açıklama ister, önsöz ister, inceleme ister
Martin Mystere - Sayı 217 - Dört Boyutlu Fidye "Fantazmagori" (Mystère'in Gizemleri) köşesi, serinin yaratıcısı Alfredo Castelli tarafından her sayının arkasına eklenen özel bir entelektüel/kültürel genel kültür bölümüdür. Bu bölümün hazırlanmasındaki temel amaçlar şunlardır: 1. Maceralardaki Gerçek ve Kurgu Sınırını Netleştirmek: Martin Mystère maceraları doğası gereği mitoloji, dinler tarihi, arkeoloji, gizemli bilimler, komplo teorileri ve ezoterizmle iç içedir. Okuyucunun kafasında *"Hikayede anlatılan bu efsane, tarihsel kişilik ya da bilimsel veri gerçek mi, yoksa tamamen kurgu mu?"* sorusu uyanır. Fantazmagori köşesi, macerada adı geçen konuların ve kavramların tarihsel dokümantasyonunu, kaynaklarını ve bilimsel gerçekliğini okuyucuya sunar. 2. Kültürel ve Felsefi Derinlik Kazandırmak: Görsellerdeki örnekte de görüldüğü üzere (yaşlılık kavramının etimolojisi, kutsal kitaplardaki kronolojiler, asırlık insanların tarihsel kayıtları, Faust efsanesinin gerçek kökeni vb.), sadece basit bir çizgi roman okuma deneyiminin ötesine geçerek okuyucuya felsefi, sosyolojik ve antropolojik bir bakış açısı kazandırmayı hedefler. 3. Okuyucuyla Entelektüel Bir Bağ Kurmak: Alfredo Castelli, bu köşeyi adeta okuyucuyla sohbet ettiği kişisel bir kürsü olarak kullanır. Kendi düştüğü kavramsal yanılgıları (örneğin "yaşlı" yerine "yaşça büyük" kelimesini kullanarak siyasi doğruculuk tuzağına düşmesi gibi) samimi bir dille paylaşır. Bu durum, Martin Mystère'i sadece bir macera çizgi romanı olmaktan çıkarıp "akıllıca kurgulanmış bir kültür dergisi" formuna ulaştırır. Bir önceki sayı olan Martin Mystere - Sayı 216 - Slumberland'a Dönüş devamı olan bu sayının okunurluguna bir katkı sunması açısından bu bölümü burada paylaşmayı uygun gördüm. # YAŞLILARA YOL AÇIN: ZAMANIN,
Hayata Dair
Soğuk Savaş Refleksi: Batı Avrupa’da "refah devleti" modelinin altın çağını yaşaması, arkalarındaki Sovyetler Birliği ve yükselen komünizm tehdidine karşı bir tür "sosyal rüşvet" veya tampon mekanizmasıydı. Sermaye, işçi sınıfının radikalleşmesini önlemek için tavizler vermek zorunda kaldı. Sağın Yükselişi ve Güvencesizlik: Bugün o tehdit ortadan kalktığı ve küreselleşme kontrolden çıktığı için, Avrupa'daki merkez ve aşırı sağ klikler sosyal devletin kazanımlarını (sağlık, emeklilik, iş güvencesi) adım adım tasfiye ediyor. Bunu yaparken de sınıfsal öfkeyi bastırmak için yine "ulusçuluk" ve "göçmen karşıtlığı" gibi kimliksel kartları sahneye sürüyorlar. Tarihsel ve yapısal mantık, sistemin vaat ettiği konfor alanları daraldıkça, o yapay kimlik bağlarının da çatırdamaya mahkûm olduğunu söylüyor. Kendi refahı sarsılan geniş kitleler, sistemin sınırlarına çarptıkça belki de bugüne kadar görmezden geldikleri o "ızdırabı" çok daha yakından hissedecekler.
Sosyoloji
"Bir gün bir çocuk büyür, ve anlar ki dünya, ona vaat ettiği kadar büyük değildir." 🎶🎵youtu.be/8PMtuZLEMR0?si=...
Müzik
Siyonistler için, Vaat edilmiş tek toprak, CEHENNEMİN DİBİDİR!