Yok oluş, anında başlıyor ve bir anlamda hiç bitmiyordu. Akıl, kendisinin yokluğu karşısında ürperir, bir gün düşünemez hale geleceğini düşünmeye dayanamaz çünkü bu, boşlukların en korkuncudur.
Anne yoktu artık. Onun sözü vardı… Salome’nin evinden bahsediliyordu. Özgür Devlet Beytüllahim’e doğru ağır ağır uzanırken.
Anton, o toprak parçasının satışını sırf kiliseye sorun çıkartmak için istediğini düşünüyordu kardeşinin. Ancak Amor, annesinin sözünü yerine getirmek, Lombordların evini Salome’ye vermek istiyordu. Anton, onun yüzünde değişiklikten bir parça buldu; sabit bir şeydi gördüğü, daha önce olmayan …
Swart ailesinin sıradışı yanı yoktu, bitişik çiftlikte yaşayan ailelerden hiçbir farkları bulunmuyordu. Sıradan bir avuç beyaz Güney Afrikalıydı onlar da. İşte, ülke o kadar çok yol kat etmişti ki siyahi bir dadı, aileyle birlikte aynı sırada oturabiliyorlar artık !
Görünen şey bir ev olsa da aslında olan, yıllarca taşınan bir vicdan yüküydü. Salome’ye verilmesi için vaad edilen ev, bir mülk olmaktan çıkıp adaletin, eşitliğin ve sadakatin sembolüne dönüşmüştür. Aile ilişkileri üzerinden Güney Afrika’nın toplumsal dönüşümünü, ayrıcalıkları ve değişime direnen insan doğasını ele alan bu kitabın her bölümünde bir ölümle birlikte hem bir dönemin kapanışını, hem de bir vaadin ağırlığını hissedeceksiniz .