“Öyle insanlar da vardır ya, sahip oldukları hayatı bir anda geride bırakıp yeni bir yaşama adım atan insanlar…Vardıkları yerde mutluluğu yakalayabiliyorlar mıdır acaba?”
Youngju hayatın doğru cevaplara sarılarak yaşmak, kimi zaman o cevapla çarpışıp, o cevabı deneyimlemekten ibaret olduğunu biliyordu. Derken bunca zaman boyunca kucakladığımız doğru cevabın aslında yanlış olduğunu fark ettiğimiz an gelirdi. O zaman, tekrar bir başka doğru cevaba tutunup yaşamaya devam ederdik. İşte bu bizim küçük, sıradan yaşamımızdı. Böyle böyle doğru cevaplarımız sürekli değişime uğrardı.
Başını kitaptan kaldırıp, “hayattaki en büyük talihsizliğin, aşkın ellerimizden kayıp gitmek olduğunu” söyleyen cümle üzerinde kafa yordu. En büyük kayıp sahiden aşkı yitirmek miydi? Sevgi hakikaten o denli yüce miydi? Sevginin kendi içinde değeri olsa da geri kalan her şeyden üstün olmadığı kanısına vardı. Nasıl ki kimileri yalnızca sevgiyle var olabiliyorsa, bittabi birini sevmeden de yaşanabilirdi. Hayatında aşk olmasa dahi halinden son derece hoşnut bir biçimde yaşayabileceğine karar kıldı.