Onca Yoksulluk Varken, Romain Gary’nin (Émile Ajar mahlasıyla) yazdığı, görünürde sade ama derininde sarsıcı bir metin. Roman, küçük bir çocuğun gözünden anlatıldığı için dili naif, hatta yer yer kırık ve masum; fakat tam da bu dil, anlatılan yoksulluğun ve yalnızlığın ağırlığını daha da çarpıcı kılıyor.
Momo’nun dünyası, toplumun kıyısında kalan insanların sessiz çığlığı aslında. Madame Rosa ile kurduğu ilişki, klasik anne-çocuk bağının ötesinde; bir tür hayatta kalma ortaklığı, bir dayanışma hali. Gary burada yoksulluğu sadece ekonomik bir durum olarak değil, duygusal ve toplumsal bir eksiklik olarak ele alıyor.
Romanın neredeyse “umursamaz” bir çocuk diliyle yazılması hikayenin en büyük ironisi. Bu da okuyucuda daha derin bir etki bırakıyor. Yer yer absürt, yer yer hüzünlü, ama her zaman insana dair.
“yoksulluk” kelimesini yeniden düşündüren, insanın içini sessizce burkan ama aynı zamanda sıcacık bir hikâye.
Onca Yoksulluk VarkenRomain Gary (Emile Ajar)
Uçurtma Avcısı, insanın içini sessizce sızlatan, ama o sızıyı bir umutla sarabilen nadir romanlardan biri. Bu kitap aslında bir hikâyeden çok daha fazlası: suçluluk, sadakat ve affetmenin ne kadar zor ama mümkün olduğunu anlatan derin bir yolculuk.
Çocuklukya yapılan bir hatanın yıllarca insanın ruhuna nasıl yerleştiğini görmek, kitabı sadece bir hikâye olmaktan çıkarıp bir iç hesaplaşmaya dönüştürüyor.
Afganistan’ın değişen sosyal yapısı da arka planda güçlü bir şekilde hissediliyor. Ama en çarpıcı olan şey şu: Bu kitap, savaşlardan değil, insanların birbirine yaptığı küçük ama derin yaralardan bahsediyor.
Ve unutmayalım ki bazen en büyük günah, yaptığımız şey değil, yapmadığımız şeydir.
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini
Bu kısa ama çarpıcı metin aslında çok büyük bir soruyu yüzümüze çarpıyor:
“Normal dediğimiz şey gerçekten ne kadar doğru?”
Hikâye basit gibi başlıyor ama derinleştikçe rahatsız edici bir gerçeklik sunuyor. Çünkü okuyucu olarak Nunyez’e hak verirken bir noktada durup düşünüyorsun:
“Ya çoğunluk haklıysa?”
Wells’in en güçlü tarafı burada: seni kesin bir doğruya götürmek yerine şüpheyle baş başa bırakıyor. Okurken karşılaştığımız bazı ögeler gerçekten vurucu: Gerçekliğin, çoğunluğun kabulüne göre şekillenebilir oluşu, bilgi ve algının, içinde bulunduğun toplumdan bağımsız olamaması.. En temel mesaj ise; bazen hakikat sandığımız şeyin, çoğu zaman sadece alışkanlıktan ibaret olması.
Körler ÜlkesiH. G. Wells