Ben yıllarca bedenimde aynı yöne bakıp farklı şeyler
gören iki insanı taşıdım, iki insanın isteklerini aynı anda yerine getirmeye çalıştım. İşin kötüsü, ne tümüyle biri ne de öteki olabildim. İkisi arasında bocalayıp durdum.
1942’de yayımlanan eser, İspanya İç Savaşı sonrası dönemin kasvetli ruh hâlini taşır ve “tremendismo” adı verilen, şiddet ve çıplak gerçeklik üzerinden insanın karanlık yanını anlatan akımın öncülerinden sayılır.
Roman, idama mahkûm edilmiş Pascual Duarte’nin hapishanede kaleme aldığı anı defterleri şeklinde ilerler. Pascual, Extremadura’nın yoksul ve sert kırsal dünyasında büyümüş bir adamdır. Çocukluğu sevgisiz, şiddet dolu ve umutsuz bir aile ortamında geçer. Hayatı boyunca karşılaştığı her kırılma noktasında – aile içi trajediler, kayıplar, aşağılanmalar – şiddetle tepki verir.
Ancak roman yalnızca bir “katilin hikâyesi” değildir. Pascual’ın anlatımı ilerledikçe okur şu soruyla baş başa kalır:
Suç bireyin seçimi midir, yoksa kaderin ve çevrenin bir ürünü mü?
Cela, Pascual’ın eylemlerini meşrulaştırmaz; fakat onu tek boyutlu bir cani olarak da çizmez. Onun içinde zaman zaman masumiyete benzeyen bir kırılganlık, sevgiyi arayan bir çocuk kalıntısı sezilir.
Pascual Duarte ve AilesiCamilo Jose Cela
Koparılmış bir gül gibi zamanla solup gitmeye bırakmıştım derdimi ve olabildiğince az acı çekmek amacıyla bir mücevher gibi üstüne titriyordum sessizliğimin.