Ve bu engin geçmiş tarihim üzerinde düşünürken, birkaç büyük ve görkemli etki buluyorum ki bunların başlıcası kadın aşkı, erkeğin kendi türündeki kadına duyduğu aşk.
Kimi kez, erkeğin hikâyesinin kadına duyduğu aşkın hikâyesi olduğunu düşünüyorum. Şimdi yazdığım tüm geçmişimin anıları, kadına duyduğum aşkın anıları. On bin yaşam ve kılıkta ben hep onu sevdim. Şimdi onu seviyorum. Uykularım onunla dolu; uyanıkken kurduğum hayaller, başlangıç noktasından bağımsız, beni hep ona yöneltiyor. Ondan, o sonsuz, görkemli, hep de görkemli kalacak olan kadın endamından kaçış yok.
Ha, yanılgıya düşmeyin sakın. Deneyimsiz, coşkulu yeniyetme değilim ben. Sağlığı ve bedeni bozulmuş, kısa süre sonra ölecek olan orta yaşlı bir adamım. Bir bilim insanı ve filozofum. Benden önceki tüm filozof kuşakların bildiği gibi ben de kadının ne olduğunu bilirim; zayıflığını, kötülüğünü, arsızlığını, soysuzluğunu, ayaklarıyla dünyaya sımsıkı basışını ve yıldızları asla görmeyen gözlerini. Ve fakat ebedi ve inkâr edilemez bir gerçek ortada: Ayakları güzel, gözleri güzel, kolları ve memeleri cennet, çekiciliği erkeklerin gözünü kamaştıran her şeyden daha güçlü ve mıknatısın iğneyi karşı konulmaz biçimde kendine çektiği gibi, tıpkı onun gibi, karşı konulmaz biçimde o da erkeği çekiyor.
Kadın beni ölüme ve uzaklığa güldürmüş, bana yorgunluk ve uykuyu küçümsetmiştir. Kadın aşkı için erkekleri, bir yığın erkeği katletmiş ya da sıcak kanın içinde düğünümüzü kutsamış ya da bir başkası uğruna onun bıraktığı izi temizlemişimdir. Ölümü ve onursuzluğu, yoldaşlarıma ve üstümde kararan yıldızlara ihaneti göze almışımdır kadın uğruna; ya da kendim için demeliyim, çünkü onu öylesine arzulamışımdır. Ve de salt geçişini görmek ve onun gece siyahı, kahverengi ya da sarı ya da güneşin altında altın tozuna bulanmış