Kâmran, ben asıl bu sabah, senden ayrıldım. Hem de bir hatıra götürmeye, son bir defa başını çevirerek arkasına, arkasında bıraktığı şeylere bakmaya hakkı olmayan bir biçare muhacir gibi.
Önceki peygamberlere verilen mucizeler şüpheyi yok etmek içindi. Fakat bu mucizeler bir nesil içinde ölür. Sonraki nesil için o mucize sadece nir hikayeden ibaret kalır; çünkü onlar şahit olmamışlardır. Bu Kitap’taki mucizeyi bulmanın tek yolu Kur’ân’a onu aramak için yaklaşmak ve Kitab’ın içindekileri iyice düşünmektir.
Kitabı okuyan da tüketicidir, çünkü kitaba para vermiştir. O yüzden hep eleştirme, değerlendirme pozisyonundadır.
Bugün biz maalesef Kur’ân’a da tüketici tutumuyla yaklaşıyoruz. Müslümanlar bile Kur’ân’ı okuyup: “Bu kısmı anlamadım, okudum, ama garip biraz….” diyebiliyor ve herhangi bir kitaptan bahsedermiş gibi konuşabiliyor. Bu kitaba her zaman haklı olan müşteri gibi yaklaşılmaz. Ona ancak bir dilenci gibi, iflas etmiş biri gibi, çölde kaybolmuş ve susuzluktan ölmek üzere olan biri gibi yaklaşılır. O adama su verdiğinizde suyun ısınmış olmasından şikayet etmez. Sadece alır. Hidayete muhtaçsanız alırsınız. “Allah beni daha iyi biliyor, bilmem gerekeni de bilmemem gerekeni de O biliyor.” dersiniz.
Çünkü eğer Kitab’a yaklaşırkenki tutumunuz doğru olmazsa ve kalbiniz doğru yerde değilse o zaman, “Allah birçok kimseyi onunla saptırır, birçok kimseyi de onunla doğru yola iletir.” (Bakara,26)