Ama ta gönlünün içinden beklediği bir şey vardı. Darda kalmış gemiciler gibi, gözlerini hayatının yalnızlığı üzerinde ümitsizce gezdirir, uzaklarda, ufkun sisleri arasından çıkıverecek beyaz bir yelkenli araştırırdı. Bu hangi rastlantının belirtisi olacak? Onu kendine kadar hangi rüzgar getirecek? Onunla hangi kıyılara gidecek? Bu bir şalupa mı, yoksa üç güverteli bir gemi mi olacaktı? Acaba bin çeşit tasa ile mi, yoksa lombarlarına kadar mutlulukla mı doludur? Orasını bilemezdi. Fakat her sabah uyanınca onu o gün için umar, her patırtıyı dinler, yerinden sıçrar, onun gelmemesine şaşardı; sonra, güneş batınca hüznü biraz daha artar: "Ah, bir yarın olsa!" derdi.
Emma, bahtiyarlık, ihtiras, kendinden geçme gibi sözlerin, kitaplarda okuyup pek güzel bulduğu bu kelimelerin hayatta acaba neyin, hangi halin adı olduğunu düşünüp duruyordu.