Beni zaman kuşatmış, mekan kelepçelemiş; Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş... Bir anlık visal başka, kesiksiz huzur başka. Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci? Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen! Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen! Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş! Azap var mı alemde fikir çilesine eş? Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor? Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum! Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli? Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül! O visal, can sendeyken canını etmek feda; Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda! Necip Fazıl Kısakürek
Kimse görmüyor gibi görünen bir yük var içimde; konuşsam da eksilmeyen, sustukça büyüyen bir şey. İnsan en çok da anlaşılmadığı yerde yoruluyor, aynı cümleleri farklı günlerde tekrar etmekten değil, hiç duyulmamış gibi davranılmasından. Gülümsemeler yerini sessiz bir alışkanlığa bırakıyor, kalabalıkların ortasında bile tek başına kalabilen bir yan oluşuyor. Gidenler sadece insanlar olmuyor; güven, heves ve biraz da iç rahatlığı birlikte uzaklaşıyor. Geride kalan şey ise sadece alışmak zorunda kalınan bir boşluk, adı konmamış ama her an hissedilen bir eksiklik.
İnsan ve Duygular
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
2026 yılında yalnızca “şimdi”yi yaşadığını zannedenler var. Oysa karşılaştığımız her insan, kendini tanıyıp aşmadıkça; bazen dedesinden-Nenesinin , bazen geçmişinin kırılmalarından devraldığı bir zihin ve acı katmanında yaşamaya devam ediyor olabilir. İnsan, kendini idrak etmedikçe aslında bugünde değil; geçmişin gölgesinde yürür.
Eylül”üm. Güzeller güzelim. Annemmmmm. Saçlarına nazar boncuğu taktığım. Sarıp sarmaladığım. Yoldaşım. Yarınım. Sırdaşım. Güzel kızım benim. Gelemedim diye kızgınsın bilirim ama anneler bazen böyledir. Yeterim sanar, çabalar çırpınır son gücüyle hadi bi kere daha kalk dese de yetemez bazen. Düşer kalkamaz. Çıkarım sandığı kuyulardan çıkamaz bazen. Güçlü görünürler elbet ama onlar da bazen güçsüz düşerler. Halimden anlarsın bilirim. Yormazsın hiç. Hep dinlersin, Susan yanlarımı konuşturur, Yaralarıma su serpersin. Hayalinle sarar sarmalarsın sen de beni. Gönül koymaz açarsın hep kollarını.. Ben biraz babanla sohbet edeyim sen de dinle bizi emi. Çünkü babana doyamıyorum son zamanlarda. Yolumu aydınlatan bir ışık gibi içimi de aydınlatıyor son zamanlarda. Yaşadıkça yaşayasım, Sevdikçe sevesim, Sardıkça sarasım geliyor. Bi gün dünyaya geldiğinde gülüşünle babanla yarış istiyorum.
Ne Zaman Ağlamıyorum?
Söyle! Ne zaman sebep olmadın? Acıya karşı Gülümsedim, vurdun. Ağladım, ağla dedin. Öldüm, öl dedin. Meşalen söndü, ışıdım bir an, kömürlü, yıkıl dedin. Yok oldum, hiçlik tünellerimde titredim. Aydınlık istedim, sön dedin. Güneş açacaktım ben sabah, gece ol dedin. Şiir gibi açıyorum, yeşil tonlarda. Sol deme bana, solmamalıyım. Ama... Bir gün çiçeğimsi bir halim beni terk edecek, biliyorum. Sonbahar geldiğinde kırağı vuracak, savaşçılarımı. Kışa kök kalmayacak. Bahara dek yitmeyecek bir uzvum, yitmeyecek bir uzvum... Gösteremezler hiç kimselere. Emin değilim nefesten, gözlerden, ellerden... Kalbimi nasıl yok sayabilirim, aklımı nereye uçuracaklar? Bir gün göklerde olmayı düşüneceğim. Bulutlarda kaybolmak denen bir şeyin şiirleri olacak. İmkansız, seslenmeyecek kuşlar, hiç kimselere. Kulaklarınızı açın emriyle hareketlenecekler. Muazzam bir şarkı eşliğinde... Havada bir şey var diyenler,
Şiir
Hepimiz kaçıyoruz. Sanki kaçacak bir yer varmış gibi… İnsanın içinde bulunan o ses yok mu? Hani her şeyi bilen… İşte o, birçok şeyi zaten biliyor. Çünkü ona öğretildi. Sen doğarsın ama o zaten vardır. Senin büyümeni bekler. Beklerken de boş durmaz; sana çaktırmadan benliği aşılar. Sen daha el kadar bir çocukken bile yavaş yavaş ele geçirilirsin ve aynı şekilde çevreni de ele geçirmeye başlarsın. Sonra zaman su gibi akıp gider. Sen büyürsün ama içindeki o ses büyümez. Çünkü o, en olgun ve tek bir zamanın içinde var olduğundan sana ilk günkü gibi seslenir. Ama sen artık sen değilsindir. Yaşlandıkça yaşlanmışsındır. Bu, genç birinin eski model bir klasik otomobil kullanmasıyla, yaşlı birinin son model bir spor araba kullanmasına benzer. Sanki yer değiştirmişsinizdir. İnsan mutlu, ama araba da artık mutsuzdur.
Duygu ve Düşünce