Uzun süreli bir uygulama kullanıcısı olarak, bugüne kadar uygulamada yapılan birçok güncellemeyi deneyimleme şansım oldu. İçlerinde başarılı bulduğum yenilikler olduğu gibi amacını aşan değişiklikler de gördüm. Ancak son dönemde yapılan ve “yeniden paylaşımların takipçi akışına düşmesini engelleyen/sınırlayan” güncelleme, şu ana kadar gördüğüm en mantıksız adım oldu. Bir içeriği yeniden paylaşmamın temel amacı, o gönderiyi beni takip eden kişilerin görmesini sağlamak. Bu özellik zaten geçmişte doğrudan ve kusursuz bir şekilde amacına hizmet ediyordu. Eğer bir takipçim bu paylaşımlardan rahatsız oluyorsa, beni takip etmeyi bırakma özgürlüğüne zaten sahipti. Bu durumun uygulama algoritması tarafından bir kısıtlamayla çözülmeye çalışılması kullanıcı deneyimine zarar verdiği gibi aşırı saçma da olmuş. Uygulamayı daha derli toplu ve organize bir hale getirmeye çalışırken, aslında temel işlevleri daha karmaşık ve işlevsiz bir yapıya sürüklüyorsunuz. Bu özelliğin "daha iyi bir hale getirilmeye" ya da dönüştürülmeye ihtiyacı yoktu; eski, yalın hali zaten en doğrusuydu. Okurlar arasındaki ekileşimi azaltmaya devam ederseniz uygulama bir “okur sosyal ağı” olmaktan çıkacak. 1000Kitap 1000Kitap Destek
1000Kitap

Grekov Kafkayevski

@Grekov_Kafkayevski
·
uygulamada yapılan son güncelleme sonrası uygulama kullanıcılarınca gerek kendi gönderileri gerekse de başka kullanıcıların gönderileri özelindeki yaptıkları tekrar paylaşımların ve uygulama kullanıcılarının gerek kendi gerekse diğer uygulama kullanıcılarının gönderileri özelinde yaptıkları yorumlarının akışta görünmemesine yönelik ( #306559955 ) gerek uygulama kullanıcılarının gerekse uygulamada bu güncellemeyi yapanların -görece- dikkatini çekmek için ve bu saçma güncellemenin geri alınması için, geri alınmasına dikkat çekmek için, şu an itibariyle paylaştığım bu iletiyi aklıma geldikçe müzik, şarkı, türkü linkleri ile alıntılayıp bu konuyu -kendimce- gündemde tutmaya çalışacağım.. 1000Kitap Destek başlıyoruz.. youtu.be/oIZhgRyQFWQ?si=...
Sessiz Gemi
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İçimizden atamadığımız insanlar
Yıllar sonra adını duyduğunuzda hâlâ içinizde küçük bir hareket yaratan insanlar vardır. İlginç olan, bu hareketin yönünü tam olarak kestiremememizdir. Özlem gibi görünür ama özlem değildir. Öfkeye benzer ama yalnızca öfke de değildir. Bir fotoğraf, bir sokak, bir şarkı ya da bir başkasının ağzından çıkan tanıdık bir isim… Bir anlığına zihninizin yönü değişir. O kişi yeniden hayatınıza girmez. Siz de onun hayatına dönmek istemezsiniz. Buna rağmen geçmişten küçük bir parçanın yerinden oynadığını hissedersiniz. Bu durum yalnızca eski sevgililerle ilgili değildir. Bir dost, bir kardeş, bir ebeveyn ya da yıllar önce yolların ayrıldığı herhangi biri de aynı etkiyi yaratabilir. Yaşam boyunca yüzlerce insanla karşılaşır, yüzlercesinden uzaklaşırız. Büyük bölümü zamanla hafızanın arka sıralarına çekilir. Bazıları ise kalır. Üstelik sevgiyle değil; kırgınlıkla, hayal kırıklığıyla, şaşkınlıkla ya da cevapsız kalmış sorularla birlikte. Bu nedenle mesele unutamamak değildir. Asıl soru şudur: Neden bazı insanlar gittikten sonra da içimizde yaşamaya devam eder? Bu soru bizi yalnızca geçmişe değil, geçmişin içeride bıraktığı izlere de götürür. Tamamlanmayan hüküm Bu soruya verilen en bilinen yanıtlardan biri psikolog Bluma Zeigarnik’in çalışmalarında karşımıza çıkar. Zeigarnik, tamamlanmamış deneyimlerin zihinde daha kalıcı olduğunu göstermişti. İlk bakışta ikna edici görünür. Ancak hepimiz eksik kapanışlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Eğer mesele yalnızca yarım kalmak olsaydı, zihnimiz eski dostluklardan, sonuçlanmamış tartışmalardan ve yarıda kalmış ilişkilerden geçilmezdi. Oysa bazı hikâyeler yarım kalır ve unutulur. Bazıları ise yıllar sonra bile geri döner. Demek ki içeride kalan şey yalnızca sonlanmamış bir ilişkinin tortusu değildir. Geçmişin bıraktığı bir hesap da
Makale|Yazı
Palyaço duası
Bu hayatta yalpalayarak ilerlerken, Gözyaşından çok kahkaha yaratmama, Kasvetten çok mutluluk dağıtmama, Çaresizlikten çok neşe yaymama yardım et. Beni asla bir çocuğun gözlerindeki mucizeyi Ya da bir yaşlının gözlerindeki ışıltıyı Görmeyecek kadar duyarsızlaştırma. tatsızlıkları —en azından bir anlığına— Unutturmak olduğunu bana asla unutturma. Ve son anım geldiğinde, Fısıltını duymayı nasip et: 'Benim insanlarımı gülümsettiğinde, Beni de gülümsettin. - As I stumble through this life, help me to create more laughter than tears, dispense more happiness than gloom, spread more cheer than despair. Never let me become so indifferent that I will fail to see the wonder in the eyes of a child or the twinkle in the eyes of the aged. Never let me forget that my total effort is to cheer people, make them happy and forget - at least momentarily - all the unpleasantness in their lives. And, in my final moment, may I hear You whisper: ‘When you made My people smile, you made Me smile.’
Alıntı
Denizin Canavarları - Lida Turpeinen
Lida Turpeinen’in Denizin Canavarları romanı, son zamanlarda okuduğum en sıra dışı ve zihnimi fazlasıyla açan kitaplardan biri oldu. Açıkçası elime alırken klasik bir kurgu bekliyordum ama karşılaştığım şey bilimle edebiyatın, biyoloji ve coğrafyanın iç içe geçtiği, inanılmaz derecede özgün ve katmanlı bir anlatıydı. Kitap temelde üç farklı bölüme ayrılıyor ve her birinde nesli tükenme tehlikesiyle yüzleşen ya da tamamen yok olan deniz canlılarının, onların peşindeki araştırmacıların izini sürüyoruz. Beni en çok etkileyen ve yeni bilgiler öğrenmemi sağlayan kısım ise doğa bilimci Steller ve Kaptan Bering’in o zorlu keşif gezisiyle başlayan bölüm oldu; ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesi verirken o güne kadar varlığı bilinmeyen devasa bir deniz ineğini keşfetmeleri, ardından bu canlının trajik bir şekilde avlanarak insan eliyle yok ediliş süreci ve kemiklerinin yıllar sonra bir müzede birleştirilme hikayesi gerçekten çok sarsıcıydı. Sayfalar arasında gezinirken Linnaeus’un sınıflandırma sistemlerinden Darwin tartışmalarına, imparatorluk saraylarındaki kemik koleksiyonlarından mitolojik göndermelere kadar pek çok tarihi detayla karşılaşıyorsunuz; yazar tüm bunları hiç sıkmadan, adeta şiirsel ama bir o kadar da ayakları yere basan, çok gerçekçi bir dille aktarıyor. İnsanın merak duygusuyla doğayı nasıl aydınlattığını görürken, aynı zamanda o doymak bilmez hırsıyla canlıları nasıl yok ettiğine şahit olmak, en sonunda da nesli tükenen yüzlerce hayvana sunulan o sessiz saygı duruşunu hissetmek kitaba muazzam bir derinlik katmış. Hem edebi bir lezzet sunan hem de ufkumu genişleten, bittiğinde insanda doğaya karşı derin bir saygı ve hüzün bırakan bu farklı eseri kesinlikle listenize eklemelisiniz.
•Ve bazı hikâyeler mutlu sonla bitmez; insan, o hikâyenin ardından başka biri olarak yaşamaya devam eder. [Zarif Bir Adam]
Alıntı