Atalarımın geleceklerini ebedi olarak kurtarmak ve bu güne kadar yok olmadığımız gibi bundan sonra da asla yok olamayacağımızı kanıtlamaları adına kazandıkları en büyük zaferin en güzel kanıtıdır, İstiklal Marşı.. Her duyduğumda nefes bile almadan ürpererek büyük bir vecd içinde dinlediğim ve söylediğim, söylerken de dağları parçalıyormuşçasına hırslandığım o dizeler beni,benim şanlı tarihimi ve aydınlık geleceğimi anlatıyor! Büyük İnsan Milli Şair Mehmet Akif ERSOY; “Korkma !” diyerek başlıyor dizelerine. Asla bitmeyecek yitmeyecek bu inanç, diyor bizlere. Ülkemizin karanlığa sürüklendiği o korkunç, karanlık ve acımasız savaş yıllarında, herkesin ümidini yitirmeye başladığı ve düşmanın burnumuza kadar sokulduğu bir zamanda, âdeta aydınlık yarınların geleceğini o günlerden görerek ve inanarak o güzel günlerin şimdiden müjdesini verircesine yazıyor... Kimi zaman yapraklara, kimi zaman duvarlara kazıyor kalemi kömürden şair... Türk Milletinin mazisi kahramanlıklarla dolu olan geçmişini ve bir onun kadar gurur verici geleceğinin ortak simgesi niteliğini taşıyan bu kutsal şiir; ülke topraklarını ele geçirmiş düşmanların dökülüşünü çabuklaştırmak, imanı en güçlü bir şekilde zirvede tutmak ve var olan bu inancı asla yitirmemek için yazıldı… Zaten topraklarına sımsıkı sarılmış, ayağı çarıklı dedem,yüreği yanık ninem bu marşla daha da bir bütün oldular ve hain düşmanlara, lâyık oldukları dersi vererek, özgürlüğümüzü yedi düvele kanıtladılar. İşte bu şiir benim milletimin tarihi boyunca yaşattığı değerleri anlatır. On kıtasının, her bir harfine paha biçilemeyen eşsiz bir hazine saklamıştır yüce şair,bulunması imkansız olan... Bozüyük yaylalarından, Torosların zirvelerine, Dumlupınar meydanlarından, Allahu Ekber dağlarına kadar,
"Müttakilere vaad olunan cennetin durumu şudur: -İçinde tadı ve kokusu bozulmayan sudan nehirler, -tadı değişmeyen sütten nehirler, -içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve -süzme baldan nehirler vardır..." Bilinen fiziksel dünyada süt, bal veya şarap gibi yoğun ve organik maddelerin nehirler halinde akması, akışkanlar mekaniğine ve eşyanın tabiatına aykırıdır; çünkü bu maddeler açık ortamda hızla bozulur, pıhtılaşır ve tortu bırakır. Ayette bu nehirlerin "tadı ve kokusu bozulmayan" şeklinde nitelenmesi, bunların bildiğimiz hayvansal veya bitkisel maddeler olmadığını gösterir Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hz. bu 4 nehri insan idrakinin ve ruhunun dört temel ihtiyacının fıtri karşılığı olarak yorumlamıştır: -Su Nehri: Mutlak hayatın, saf bilginin ve ilahi fıtratın akışıdır. -Süt Nehri: Ruhun beslenmesini, gelişimini ve ilahi fırattaki çocuksu saflığı temsil eden nurani bir akıştır. -Şarap (Aşk/Vecd) Nehri: Akli prangalardan kurtulmanın, ilahi muhabbetle sarhoş olmanın ve sınırsız neşenin frekansıdır. -Bal Nehri: Şifanın, yüksek idrakin, süzülmüş ve damıtılmış hakikat bilgisinin akışkan halidir. İbnü'l-Arabî Hz, cennet nehirlerinin kaynağının Besmele olduğunu söyler. Ona göre: "Bismillah"ın içindeki harflerin ve kelimelerin manevi pınarlarından bu dört nehir doğar. Nehirler, İlahi isimlerin (Esma-i Hüsna) insanın ruhundaki ve idrakindeki yansımalarından ibarettir. Cennet mekanları, varlıklarını ve canlılıklarını bu nehirlerin taşıdığı ilahi enerjiden alırlar. Nasıl ki kuantum seviyesindeki sicimler ve enerji dalgalanmaları gözle gördüğümüz katı maddenin "altında" yer alıp onu var ediyorsa, cennet nehirleri de cennet aleminin altından akan, onu sürekli besleyen, yenileyen ve her an canlı tutan yaşamsal frekans bantları olabilir. (Ley hatlarını hatırlayalım
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendi kalemimden
Nûr-u Ahmed'îm Sînemde bir nur-ı evvel gizlidir; Kandîl-î ruhum onun cemâliyle yanar. Ben o levh-i münevveri okumam, Zira aşk-ı Mustafa kelâmdan müstağnîdir. Bir name-i rahmet dokunur derûnuma, Ne ses ister, ne izhar-ı san. Ben o nefesle dirilirim, Alem susar, kalbim 'Habib' der. Bir seyr-i sidre olur içimde, Akıl acze düşer, gönül semâ eder. Ben nûr-u Ahmedî'yi görmem, Lakin görmeyenin kalbi nasıl yanmaz? Hâli ketm olunur mu bu muhabbetin? Vecd perdesi titrer, Yürek bir niyaz taşır: Ne şikayet, ne pazar. Ya Resûl, Ben seni sükûtla severim; Çünkü söz, makamına yetmez. Adın, gönülde bir zikir; Ruhta bir sekinet-i lem'a. Ve ben bilirim: Kader bir defter yazmış,
Baba İshak etrafında kenetlenen Türkmen kitleleri, liderlerini "velayet sahibi", kurşun ve kılıç işlemez kutsal bir figür olarak görüyordu. Bu dinsel vecd, asilere asimetrik bir moral üstünlük sağlıyordu. Dönemin Selçuklu ordusunu oluşturan Müslüman ikta askerleri ve gulamlar, karşılarındaki kitleyi katletmekte ve bu "kutsal karizmaya" kılıç çekmekte derin bir psikolojik tereddüt yaşıyorlardı. Fısıltı gazetesinin ordu içinde yarattığı moral çöküntü, Selçuklu komuta kademesini ideolojik olarak felç etmişti.
Tarih
Malya’nın Yabancı Kılıcı: Babai İsyanı’nda Frenk Paralı Askerleri ve Selçuklu Meşruiyetinin Epistemik Kırılması 1240 yılında Malya Ovası’nda patlak veren Babai İsyanı’nın tasfiyesi, Türkiye Selçuklu tarih yazımında genellikle bir iç asayiş vakası ya da Moğol istilası öncesi dinsel-sosyal bir patlama olarak ele alınır. Ancak bu isyanın bastırılmasında kritik bir "operasyonel koçbaşı" olarak devreye sokulan zırhlı Frenk (Latin/Haçlı) paralı askerleri, askeri bir zorunluluğun ötesinde, Selçuklu merkezî otoritesinin teolojik, bürokratik ve toplumsal meşruiyet zeminindeki derin bir çürümenin sembolüdür. Bu makale; Malya Ovası’nı Selçuklu’nun yapısal fay hatlarının kesiştiği bir kriz nexusu (kesişim merkezi) olarak kabul ederek, Frenk askeri kullanımının toplumsal hafızada, askeri teolojide ve merkez-çevre geriliminde yarattığı kümülatif kırılmayı tarih sosyolojisi merceğinden incelemektedir. 1. Bir Kriz Nexusu Olarak Malya Ovası Anadolu Selçuklu Devleti, göçebe ve yarı göçebe Türkmen kitlelerinin askeri mobilitesi ve fetih dinamizmi üzerine inşa edilmiş heterojen bir yapıydı. Ancak devletin kurumsallaşma, yerleşik hayata geçme ve Fars kökenli bürokrasiyle merkezîleşme politikaları, sistemi kuran asli unsur olan Türkmenleri zamanla taşraya ve yönetimsel çepere itti. II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde zirveye çıkan vergi adaletsizlikleri, toprak düzenindeki bozulmalar ve Moğol baskısıyla sıkışan nüfus, Baba İlyas ve Baba İshak’ın karizmatik liderliğinde teolojik-siyasal bir patlamaya (Babai İsyanı) dönüştü. İsyanın Amasya ve Tokat hattından başkent Konya’ya doğru bir çığ gibi büyümesi, Selçuklu’nun yerel askeri mekanizmalarını felç etti. Devlet, tahtı ve rejimi korumak adına son çare olarak Malya Ovası’nda ağır zırhlı Frenk süvarilerini cepheye sürdü. Niceliksel olarak
Tarih
Değerli alıntılarınız için teşekkürler
Lokman Şenlik Lokman Şenlik Ve İnsan anlar ki, Yol da Yoldaş da (Allah c.c) Lokman Şenlik Lokman Şenlik Rahman ve Rahim olan Ey Yüce Allahım Yolumda sensin yoldaşımda Türlü nimetlerle donattın dünyamızı Sana çıkar yolumuzu yoldaş ol bizlere Ne Ebubekir dünyayı istedi, ne de dünya onu... Dünya Ömer'e yöneldi ama, Ömer onu kovdu. Osman'a dünyadan bir parça bulaştı. Bizse büsbütün dünyaya bulaştık. Doğru Yolun Sapık Kolları Necip Fazıl Kısakürek Dünyada bize şahdamarımızdan yakın olan Allah Teala varken ben gam çekmem Hz Ebubekir çocuklarıma peygamber sevgisi ve Cenabı Hakkın zikrini miras bıraktım diyordu o halde Hakka yönelelim Yahudi, nerede hangi fikir etrafında birlik ve yekparelik görürse, onu fesada götürmeye ve bu arada kendi çıkarını sağlamaya memur bir bozguncudur Doğru Yolun Sapık Kolları Necip Fazıl Kısakürek Dikkat edelim feasada düşmeyelim İnsanı insan olanı gardaş bilelim Sayısız nimetler var şükredip zikredelim Zikirle gözyaşı ile af dileyip tövbe edelim

Lokman Şenlik

@Misafiriz
·
Ne Ebubekir dünyayı istedi, ne de dünya onu... Dünya Ömer'e yöneldi ama, Ömer onu kovdu. Osman'a dünyadan bir parçacık bulaştı. Bizse büsbütün dünyaya bulaştık.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Din İslam