Modern Batı'nın kaydettiği "ilerleme"nin temelinde insanın ve tabiatın vahşice sömürülmesi olgusunun bulunduğunu tesbit ederek tartışmayı asıl mecrasına çekebiliriz. İslâm dünyasını ictihad ederek "ilerleme"ye çağırmanın, tıpkı Batılılar'ın yaptığı gibi doğasıyla insanıyla, yeraltı ve yer üstü kaynaklarıyla bütün bir yeryüzünün sömürülmesine, denizlerin ve uzayın kirletilmesine, ekolojik dengenin tahribine ve dünyanın geleceğini tehdit eden daha birçok problemin şuuruna Müslümanlar'ın da ortaklık etmesine çağrı yapmak anlamına geldiği acilen fark edilmelidir. "İslâm mani-i terakki (ilerlemeye engel) değildir" tezini ispatlamak için geçtiğimiz yüzyılda ve öncesinde Müslümanlar cenahında sergilenen onca gayretin "hebâen mensura" (boşuna) olduğu da öyle...
Şu bir gerçek ki, "taklidin zemmi" bağlamında ileri sürülen argümanların en önemlilerinden birisini, Müctehid İmamlar'ın hiçbirisinin insanları kendi ictihadına çağırmadığı tezi oluşturmaktadır. Bu tez doğru kabul edilecek olursa günümüzde "yeni ictihad" çağrısı yapanlar bakımından önemli bir sıkıntı doğuracaktır. Zira onlar aslında Müctehid İmamlar'a gösterilen itibar ve itimadın kendilerine gösterilmemesinden, yani kendilerinin onlar gibi taklid edilmemesinden müştekidir.