Giovanni Papini’nin Bitik Adam’ını okumak, bir insanın kendi gençliğiyle, bitmek bilmeyen hırslarıyla ve o "her şeyi bilme" arzusunun yarattığı boşlukla yüzleşmesine tanıklık etmek gibiydi.
Kitabı okurken Papini'nin o sivri ve samimi dili beni oldukça etkiledi. Gençliğin o dizginlenemez kibrini, dünyayı değiştirme tutkusunu ve sonunda gelinen o kaçınılmaz "tükenmişlik" hissini öyle dürüstçe anlatıyor ki; insan ister istemez kendi içindeki "bitmişlikleri" ve aslında hiçbir şey olmamanın getirdiği o tuhaf özgürlüğü sorguluyor.
Yazar, başarıyı değil, insanın kendi sınırlarıyla olan o sancılı tanışıklığını merkezine alıyor. Bitik Adam, aslında büyük iddialardan vazgeçip kendi sessizliğinde huzur bulmaya çalışan herkesin elinin altında olması gereken bir hesaplaşma metni.
Eğer modern insanın varoluş sancılarına, edebi bir dille ve büyük bir içtenlikle dokunmak isterseniz, bu esere mutlaka şans verin.
Bu seriyle ilgili önyargılarım olduğu için üçüncü kitabına da biraz tereddütle başlamıştım ama düşüncelerimin aksine kitabı gerçekten sevdim. Aralarında gelişen ilişkiden çok hoşlandım. Ama tabiki mutlaka bir son dakika golü oluyor kitaplarda ve bundan artık gına geldi. Küçük ve büyük bir sebepten ayrılık yaşanması. Bu kitap da bir istisna yapmadı ve bunu yaşadık. Açıkçası yazarın bile zorlama yazdığını düşünüyorum bu kısmı. Bana hiç geçmedi çünkü. Onun dışında kitabı sevdim.
Zorunlu BağlılıkCatharina Maura · Olimpos Yayınları · 202575 okunma
KİTAP ÇOK İYİYDİ
Sonundaki sesli mesaj o kadar güzeldi ki verdiği mesajlar olsun anlatım dili olsun tek kelimeyle harikaydı
Serinin bildiğim kadarıyla son kitabı Mafalda’ya veda etmek beni üzsede çok severek okuduğum bir kitaptı
Seri gerçekten hiç beklemediğim kadar güzel ilerliyor. Sıkılmadan uzun zamandır böyle akıcı bir seri okumamıştım. Elder ve Pim arasındaki ilişkinin duygusal kısmı beni çok etkiliyor. Karakterler hakkını veriyor, aşk hakkını veriyor ve çiftin tüm o yaralarına rağmen birbirine çekilmesi ve uzak duramaması beni büyülüyor. Finalde çok kötü şeyler yaşandı ve yazarın daha önce okuduğum serisindeki ana karakter karşımıza çıktı ve ben şok oldum. Konuları birbiriyle paralel olunca yazar böyle bir hoşluk yapmış belli ki, çok güzel olmuş diye bilseydim keşke ama içim cız etti okurken o yüzden final kitabı elime geçer geçmez okuyacağım.
Cervantes'in bu kitapta okurlara seslendiği o meşhur sözüyle size hitaba başlayayım...
"Aylak okur";
Bazı kitaplar vardır, onları bitirdiğinizde yalnızca bir hikâyeyi değil, bir düşünce biçimini de geride bırakırsınız. Don Quijote benim için böyle bir eser oldu.
Yıllardır adını duyduğum, hakkında sayısız yorum okuduğum bu klasik, beklediğimden çok daha farklı çıktı. Başlarda Don Quijote'nin maceralarını mizahi bir dille anlatan bir roman okuyacağımı düşünüyordum. Oysa sayfalar ilerledikçe bunun yalnızca bir şövalye hikâyesi olmadığını fark ettim. Cervantes, insanın idealleriyle gerçekler arasındaki çatışmasını, toplumun alışılmış kalıplarını ve özgürlük arayışını büyük bir ustalıkla anlatıyor.
Don Quijote kimi zaman güldürdü, kimi zaman düşündürdü. Çoğu insanın delilik olarak gördüğü şeylerin aslında cesaret ve inançla ne kadar yakın olabileceğini gösterdi. Özellikle onun hayallerinden vazgeçmemesi ve dünyayı herkesin gördüğü gibi görmek istememesi beni etkiledi.
Kitaptan aklımda en çok kalan düşüncelerden biri ise özgürlük üzerine olan vurgusuydu. İnsan gerçekten ne kadar özgür? Hayallerimizin peşinden gitmek mi özgürlüktür, yoksa toplumun çizdiği sınırlar içinde kalmak mı?
Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen Don Quijote hâlâ güncelliğini koruyor. Belki de bu yüzden dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Bitirdiğimde Don Quijote'ye değil, biraz da kendime veda etmiş gibi hissettim.
"Tanrı tarafından insanlara bahşedilen en büyük nimet, hiç şüphesiz özgürlük."
Nur Yaramaz ‘dan Kelebeğin Ömrü
Kelebeğin Ömrü, yazarın kendi yaşam öyküsünü "duraklar" üzerinden kurguladığı bir otobiyografik deneme kitabı. Yazar, hayatın içinden geçen her duyguyu ve her dönemi birer durak olarak betimlemiş; okuru bu duraklarda kısa ama derin molalar vermeye davet ediyor.
Kitap, Kelebek Durağı ile naif bir başlangıç yapıp Sevgi Durağı ile derinleşiyor ve bazı duraklarda içimdeki isyanın haykırdığı doğrudur.
Yazar, sevginin en temel ihtiyaç olduğunu ve her yarayı iyileştirebilecek bir güce sahip olduğunu güçlü bir şekilde vurguluyor. Ancak kitabın "Sevgi Durağı" bölümünde değindiği bir nokta, okur olarak benimle ayrıştığı bir yer oldu; aileden görülmeyen sevgisizliğin kök nedeni olarak "onların da sevgi görmemiş olmasını" öne sürüyor. Kişisel kanaatimce, bu gerekçe maruz kalınan sevgisizliği hafifletmeye yetmiyor. Geçmişin döngüsü, bugünün eksikliğini her zaman haklı çıkaramaz.
Bu kitabı kısaca bir "içini dökme kitabı" olarak tanımlayabilirim. Yazar, susmanın anlamsızlaştığı noktada "yazacağım" diyerek duygularını haykırmayı seçmiş.
Edebi derinliği tartışmaya açık olsa da anlatmak istediği mesaj oldukça net ve doğrudan. Akıcı ve kısa bölümlerden oluşması sayesinde oldukça hızlı bitirilebilen, yormayan bir eser.
“Bazen başlaman gerekir her şeye yeniden; geç kalmadan, ölüm gelmeden ve korkusu sarmadan bedenini, geç kalmamak gerekir bazen birine ya da kendine ama en çok kendine.”
"Yalnız kaldım, çok yalnız kaldım çünkü hepsinin kıymetli vakitleri vardı ama bana ayıracak vakitleri yoktu ben de yalnız kalmayı tercih ettim."
“Kim bilir belki kelebekler de veda ederken gülümsüyorlardır.”