Sahi kaç veda kaldırabilir insan?
Hikaye, 17 yaşındaki Franz’ın annesinin isteğiyle küçük kasabasından çıkıp Viyana’ya, tütün satıcısı Otto’nun yanına çırak olarak gönderilmesiyle başlıyor. Franz, o küçük dünyasından çıkıp büyük şehre adım attığında hayatı tanımaya başlıyor. Ve bu süreçte yolu Sigmund Freud ile kesişiyor. Yaş farkına rağmen aralarındaki o derin dostluk, Freud’un hayat ve ilişkiler üzerine Franz’a rehberlik edişi okurken içimi ısıtan en güzel detaylardan oldu. Bir gün Franz, Anezka adında bir kıza aşık oluyor ve biz kitap boyunca bu aşkın karşılık bulup bulmayacağının izini sürüyoruz
Arka planda ise Nazilerin, Gestapo’nun gölgesi o döneme hakim. Ve Franz’ın hayatındaki önemli figürler birer birer eksilmeye başlıyor. Bu sırada annesiyle kartpostallar aracılığıyla haberleşmeye, bağını koparmamaya çalışıyor. Otto’nun o korumacı tavrı, annesiyle olan mektuplaşmaları beni o kadar etkiledi ki…
Kitabı okurken Franz’ın zihinsel ve duygusal olarak büyümesine tanık oluyoruz. Yazarın duru, sade ama bir o kadar da derin bir anlatımı var. Kitabın sonu ise öyle pat diye biten cinsten değildi, sonrasını biraz okuyucunun hayal gücüne bırakan, düşündüren ama kesinlikle tatmin eden bir finaldi
Kalbimin en özel köşesine kurulan bir kitap oldu. Yazarın kalemiyle tanıştığım için çok mutluyum, diğer kitaplarını da okuyacağım. Franz’ın hikayesini deneyimlemenizi çok isterim. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar!