Diktatörlük ifadesini genellikle siyasi tartışmalarda duyarız. Bir çok kişinin de hoşlanmadığı bir kelimedir bu. Siyasi rakipler genelikle birbirleriyle hararetli tartışmalar yaparken "zorba, istişareye kapalı, emredici, anti-demokratik, astlarına karşı merhametsiz, otoritesiyle herkesi zorla itaat altına alan, her şeyi kontrol eden" gibi olumsuz anlamlara gelecek şekilde kullanırlar bu ifadeyi. Peki bu ifade, siyasetin dışında gündelik ilişki ve iletişimde de aktif olarak kullanılıyor mu? Ya da biz bunu fark edebiliyor muyuz?
Berger'in öğrencisi Zijderveld bu kitabında diktatörlük olgusunu, gücünü anlamdan değil de tekrarından ve kullanım kolaylığından alan KLİŞELER üzerinden ele almış. Klişelerin gündelik dile girmiş yalnızca söz kalıplarından ibaret değil, hayatımızı sarmalayan bir hazır kalıplar serisi olduğuna değiniyor.
Aynı zamanda duyma, algılama, düşünme, temayül, kanaat ve davranış oluşturma, tercih etme gibi hayatımıza yön veren bilişsel özelliklerimizi taklit ve tekrar yoluyla etkileyip nasıl itaate hazır hale getirdiğini, toplumsal öğrenmeyle nesillere nasıl aktarılıp yeniden üretildiğini, klişelerin anlam üretmekten ziyade kolaylığından dolayı işlevsel yönünün olduğuna, düşünce emeği çekilmeden kolaylıkla kullanıldığına, alışveriş, tüketim biçimi, siyasî söylem, sanat, sosyal medya, ideoloji, mimarî, eğitim, edebiyat vs. gibi hayatın hemen hemen her alanında insanlar tarafından hemen ulaşılabilir olduğundan dolayı sıkça kullanıldığına, klişelerin ezber içeren sloganlar gibi olduklarına, arzuları harekete geçiren klişelerin tüketim kültürüne yansımalarına da vurgu yapılmış.
Günlük hayatımızda kestirmeden düşünme ve yargıya varma gibi pratik bir işlevi olan bu hazır kalıp klişeleri, içinde bulunduğumuz sosyolojide öğreniriz. Hangi toplumda sosyalleşme