Ve bu upuzun otuz yıl boyunca dünyada leylak ağaçları, hercaimenekşeler, kumlu bahçe yolları, maden suyu arabaları olduğunu bir kez bile anımsamamış bir adam, yaşamın onsuz da yürüdüğünü, devam ettiğini bir kez daha yeniden anlayıp derin bir iç geçirdi.
bu adam baska bir bicakti, bunu hissedebiliyordum. baska bi türdü ama yine de bir bicakti. umrumda değildi. ver su bicagi bana, diye dusundum. bazı seyler, ugurlarına kan dökülmesine deger.
“o yemini edecegim,” dedim.
“bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışarıdan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. aramak, bir amacı olmak demektir. bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak. “