"Varlıksallığımızla zamansallığımızda yüzüyoruz. Felsefenin iki a priori kavramı, varlık ve zaman, doğa- ve insan-bilimleri için birer muamma. Ne kadar şatafatlı görünürse görünsün, felsefi/metafizik, fizik, biyolojik, sosyokültürel, psikolojik ... tüm tanımlamalar aynı totolojik indirgemeye çıkıyor: Varlık vardır, zaman akar.
Varlığın mutlak değer olarak zıddı, 'yokluk'. Yokluğu hiç bilemiyoruz, zira varlıksallık içinden konuşuyoruz. Yokluğa -gerçek ya da kurgusal- yaklaştığımızı sandığımız anda, fark ediyoruz ki, varlıksallığımızı peşimiz sıra sürüklemişiz, varlıksallık içinden konuşuyoruz. Felsefi irdelemelerin köken gerilimi olan varlık-yokluk aradalığı, tüm kavranılamazlığına rağmen temel aradalığımız: Büyüden sanata, dinden etiğe, sosyolojiden psikolojiye, bilimden teknolojiye tüm doğa ve insan sorunsallarını, bu 'aradalık' hali içindeki devinimlerimizden türetebiliriz. Farazi mutlak <1> ve >0< değerlerini, görecelendirerek yaşama uyarlarsak, zaman aksı boyunca 'tam(am)lanma←→ eksilme' devinimlerine ulanmamızla, bu iki değeri, varlığı ve yokluğu, -tevazu içinde- kavramlaştırma imkânıyla yetinmek durumundayız. Tamamlanma, eksikliğin azalmasıdır, görece daha 'var' olmamızdır; eksilme, tamlıktan uzaklaş-madır, 'yok'luğa daha yaklaşmamızdır."