Bahçıvan ve Ölüm
Puan vermedi·208 syf.··
2026 7. kitabı
Bir romana başlarken sonunu bilerek hiç başlamamıştım. ​Hele ki kitapta bir kısım vardı ki çok ilgimi çekti; verem ve ölümle ilgili bir sürü romantik şiir, roman var ama kanserle ilgili hiç romantize edilmiş bir eser yok denmesiydi ​Bugün, adını bile anmaya korktuğumuz bir hastalığın bir hayatı, bir babayı nasıl adım adım eksilttiğini anlatan, ama bunu yaparken bizi Balkanlar’ın o hüzünlü ve derin hafızasında dolaştıran sarsıcı bir otobiyografik roman. ​ Kitaptaki o keskin tespit çok haklı. 19. yüzyıl edebiyatı veremi hep solan, incelikli ve sanatsal ruhların "romantik" bir hastalığı olarak işledi. Ancak kanser romantize edilemez. Kanser vahşidir, moderndir, gerçektir ve insanı en çıplak çaresizliğiyle yüzleştirir. Gospodinov, süslemeden, en saf ve şefkatli haliyle bu gerçeğin fotoğrafını çekiyor. ​Bahçıvan olan bir babanın, hayatı boyunca toprağa can vermiş bir adamın, bedeni içeriden kurutan bir hastalıkla mücadelesi... Hayat veren ellerin, ölüm karşısındaki o sessiz direnişi kitabın en vurucu metaforuydu bence. ​ Tıpkı Zaman Sığınağı kitabında olduğu gibi, Gospodinov burada da kronolojik bir sıra izlemiyor. Babasının hastalığı, çocukluk anıları, sosyalizmin gri binaları ve bahçedeki domates kokuları birbirine karışıyor. Çünkü yas tutarken zaman düz bir çizgide akmaz, darmadağın olur demek istemiş bence.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Puan vermedi·200 syf.·
2026 133. kitabı
Kendi klasiklerimizi de okuyalım düşüncesi ile okuma listemin arasına serpiştirdiğim kitaplardan biri bu güzel eser. Tanzimat dönemi edebiyatı olarak etiketlenmiş. Karşımda sanki bir meddah varmış ve bana güzel bir hikaye anlatıyormuş gibi hissettirdi. Derin psikolojik tahliller, şaşırtıcı bir kurgu beklememek lazım Zaten edebiyatımızın roman türünün henüz ilk eserlerinden biri. Daha çok masalsı bir tarafı var. Sanırım döneminin özelliği bu. Batılılaşmanın nasıl olması ya da nasıl olmaması gerektiğini anlatıyor. Eserde iki zıt katakter var. Eflatun, zengin bir mirasyedi, tembel, hovarda, elindekinin kıymetini bilmeyen, birçok erdemden yoksun, kendi köklerinden ve geleneklerinden utanan, eğitimine önem vermemesine karşın yabancı kelime süslü konuşmaları ile bilgiçlik taslayan biri ve yazarın gözünde yanlış batılılaşmanın temsilcisi. Rakım ise çalışkan, dürüst, vefalı, imkansızlıklarına rağmen kendini eğitmiş, geleneklerine sıkı sıkı bağlı ancak batı kültürünede son derece hakim, Eflatunun tam zıttı bir karakterdir. Ama eser bu ikilinin beraber macerasını konu edinen bir yapıda değil. Büyük kısmı Rakım 'ın güzellemesi üzerine ve arada bir Eflatun ne yapıyor diye dudak bükülerek göz atma şeklinde ilerliyor. Tabi eserin masalsı ilerleyişinde Eflatun rezilliklerden rezilliklere düşerken, Rakım neye el atsa başarılı olur, her işi rast gider, huzurludur, mutludur, çok zengin olmasa da para bir şekilde onu bulur, ev hayatında kıskanılacak derecede huzurludur, tüm kadınlar onun peşindedir, ona hayrandır. Gözde bir levanten ona metres olabilmek için yanar tutuşur ve emeline ulaşır, ders verdiği iki İngiliz gençkızdan biri onun aşkından verem olur, diğeri Mısır'a kaçar umutsuz sevdasından. Borç ile aldığı kelepir cariyesi zamanla bir huriye dönüşür ve efendisini tapar derecede
Felatun Bey ile Rakım EfendiAhmet Mithat Efendi · Dergah Yayınları · 201428,2bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,385 okunma
10/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
Hayattaki en büyük şansım, öğretmen bir anne babanın çocuğu olmak. Ama annesi Halk Eğitim Merkezi'nde bir öğretmen ise duble şans oluyor bu. Çünkü beni daha küçücük bir çocukken tiyatroyla tanıştırdı adeta sanatın içine doğdum diyebilirim:) Çocukluğum sahne arkasında, o kocaman kadife perdeyi açıp kapatan düğmeyle oynamakla geçti. Salon benim için uçsuz bucaksız bir oyun alanıydı; bir oyun günde beş temsil yapıyorsa beşini de soluksuz izler, repliklerini ezberlerdim. İşte Alexandre Dumas’nın ünlü romanından uyarlanan Kamelyalı Kadın da benim için böyle çünkü 100 kez izlesem asla doymam:) Mersin Devlet Opera'dan tam 4 kez izledim! Fihrist Kitap'ın bu paralel çevirili edisyonu, Violetta ile Alfredo’nun o trajik aşkını sayfaları çevirirken bir kez daha hissettim ki bu eser sadece romantik bir kavuşamama hikayesi değil, aslında 19. yüzyıl Paris sosyetesinin o soğuk, maskeli ve ahlaki ikiyüzlülüğünü yüzümüze çarpan muazzam bir toplumsal eleştiri. Violetta, gerçek aşk uğruna alıştığı o lüks ve ihtişamlı hayatı geride bırakıp kendine temiz, yeni bir düzen kurmaya çalışırken; onun bedenini eriten o dönemin amansız hastalığı verem, bana göre aslında toplumun ahlaki çürümüşlüğünü simgeliyor. Sosyal normların, yanlış anlaşılmaların ve o ağır mahalle baskısının gölgesinde, bu saf aşkın daha ilk perdeden itibaren acı dolu bir sona mahkum edilişini izlemek insanın yüreğini fena halde burkuyor. ​Böylesi güçlü ve kült eserlerin bir okurun kütüphanesinde mutlaka bulunması gerektiğine inanıyorum. Fihrist Kitap’ın bilgilendirici dipnotlarıyla zenginleşen bu libretto, bana kitaplığımın en özel köşesinde yerini alacak son derece keyifli bir okuma sundu. Ve son olarak yaşasın Opera!
La TraviataGiuseppe Verdi · Fihrist Kitap · 202413 okunma
"Zaten hakikat daima acı ve elim olur."
Puan vermedi·181 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 15:12
》Saffet Nezihi'nin "ilk evladım" dediği romanı. Zamanında öyle çok okunmuş ki, okurlar karakterleri gerçek sanıp mezarlarını aramaya bile kalkmış. 》Hikaye 1890'lı yılların İstanbul'unda köşklerde, konaklarda geçiyor. Baş karakter Necdet Feridun eğitimli, yakışıklı, çapkınlığıyla meşhur bir gençtir. Hayatı yaşadığı yüzeysel ilişkilerle devam ederken hiç ummadığı bir zamanda Meliha ile tanışır ve gerçek aşkla yüz yüze gelir. Duygularını itiraf edene kadar ise Meliha onun yakın arkadaşının eşi olmuştur bile. Daha da kötüsü Meliha'nın da kendisini sevdiğini öğrenmiştir. İşte bu noktadan sonra ıstırap ile dolu günler başlar. 》Necdet'in arkadaşına karşı hissettiği suçluluk, yaptığı hatadan kaynaklı duyduğu vicdan azabı, iç çatışmaları, duygu dünyası ve yaşadığı buhranlar oldukça güçlü ve detaylı işlenmiş. Bu anlamda çektiği eziyet okuyucuya bazen Zavallı Necdet dedirtse de, bu kadar hovarda bir hayat yaşamış bir gencin aniden yaşadığı bu değişim bana çok gerçekçi gelmedi diyebilirim. 》Çünkü Necdet karakterinde biri böyle büyük acılar çekerken önce sessiz, sakin biriyken aniden hırslı, kötü, vurdumduymaz bir kadına dönüşen Meliha ise Necdet'in tam tersi bir tavır sergiliyor. Bu, iki tarafın da suçlu olduğu bir konu olmasına rağmen Meliha kötü, Necdet ise masum gösterilmiş. Sanki sadece kadına ait olması gereken ahlak düsturu bu noktada maalesef doğru bir biçimde yansıtılmamış benim fikrime göre. 》Dönemin kadın algısı, kadın üzerindeki baskı ve bu baskı sebebiyle şekillenen tavırlar eleştirilirken iki tarafın da suçlarına aynı oranda değinilmesi daha tatmin edici olurdu. 》Yeşilçam esintileri barındıran bu kitapta Necdet’in aşkı romantik olmaktan ziyade, o dönemin Avrupai tıp modasına uygun bir tür psikolojik hastalık (nevroz) gibi işlenmiş. Aşktan ziyade takıntıya ve
Alıntı
Zavallı NecdetSafvet Nezihi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,2bin okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 1. kitabı
Bazı kitapları okumadan önce yazarları hakkında da biraz bilgi sahibi olmak, kitabın anlaşılmasını daha kolay hale getiriyor. George Orwell’ın da özellikle bu eseri özelinde tanınması gereken yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Totalitarizm eleştirisinin belki de şahı sayılabilecek bu eser, Orwell’ın hayatından çok fazla beslenmiştir. Gerçek adı Eric Arthur Blair olan yazar; ailesi, yazdığı şeylerden utanç duymasın diye kendine bir takma ad bulma ihtiyacı duyarak George ismini bir kral adından, Orwell ismini de bir nehir adından alıp mahlasını oluşturmuştur. Yazar, babası o dönemlerde İngiltere sömürgesi olan Hindistan’da görevli olduğu için orada doğmuştur. Yaşam şartlarının zor olduğu bir ortamda doğması, henüz sekiz yaşında bir yatılı okula verilmesi, okul şartlarında despot yöneticilerle muhatap olmak zorunda kalması, altına kaçırma problemi gibi unsurlar, fikir dünyasının temelini çocukluğunda atmaya başlatıyor. Altına kaçırmamak için tanrıya dualar etmesi fakat bir şeyin değişmemesinden sonra kötülüğün, kötü olanla yaşamanın kaçınılmaz bir şekilde hayatta var olduğunu düşünmesine sebep oluyor. Baskıcı okul idarecileriyle yaşadıkları, baş kaldırma dürtüsünü ve sonuçlarının neler olduğunu erken yaşlarda yazara öğretiyor. Liseye gittiğinde edebiyat öğretmenliğini bir başka distopya yazarı olan Huxley yapıyor. Tam olarak bilemesek de bu durumun, Orwell’ın yazım dünyasında bir etkiye sahip olduğunu düşünebiliriz. Liseden sonra parası olmadığı için üniversite eğitimi alamayıp Burma’ya şimdiki adıyla Myanmar’a polis olarak gidiyor. Burada yedi sene görev yapmış olsa da bu durumu sindiremiyor. Kraliçeye karşı işlenen her suçun acımasızca cezalandırılması ve kendisinin de bu baskıcı gücün parçası olması hoşlanmadığı bir durum halini almaya başlıyor. Bu işten
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma