“Birini sevmek onun onurunu korumaktır. Onun onurunu ne kadar düşünüyorsak onu o kadar seviyoruzdur. Eğer birini seviyorsak ona karşı titizliğimiz olur. Saygı, hürmet, sadakat gibi bağlayıcı duyguların olmadığı bir yerde anca saplantıdan söz edilir.”
1000Kitap
Bir grup gerçeküstücü düşünür, sanatçı ve yazarın bir araya gelip kadın vücudunun olağanüstülüğü, anal seks, oral seks, eşcinsellik, çok eşlilik, grup seks ve ilk cinsel deneyime dair birçok yönelim ve istek ayrı ayrı oturumlarda sohbet ederek sorgulanıyor. Kadın ve erkek arzusunun farklılıklarına dair birçok farklı görüş ediniyorsunuz. Biz günümüzde bu konuları bırakın konuşmayı cinsel konular üzerine okuyan insanı bile bakışlarımızla lanetlerken, bu insanlar 1930'lu yıllarda açıkça ve özgürce, tabu yapmadan cinsel konuları ele almış. Üstüne tüm bu konuşmaları bizler için kayıt altına almaları hayranlık verici bir durum. Benim en çok etkilendiğim oturumlar, aşk ve cinsellik üzerine olanlar. Özetle, yobaz zihniyetli biri değilseniz eğer fanteziler, arzular, rüyalar, hayal kırıklıkları, kaygılar, korkular ve insan cinselliğine dair birçok duygu durumundan size dokunacak bir şeyler bulmanız mümkün. Seks Sohbetleri Kolektif. Versus Yayınevi 2006
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Absürt + Kan + Tempo B-movie, grindhouse az bilen kült filmler Kill List (2011 – İngiltere, Ben Wheatley) başta sıradan bir kiralık katil işi gibi başlar. hedefler var, para var, evli barklı adamlar var. sonra film yavaş yavaş bir kâbusa dönüşür. mizah silinir, ritim bozulur, gerçeklik erir. izlerken “az önce ne izliyordum?” dersin. cesur, rahatsız edici, unutulmaz. Turbo Kid (2015 – Kanada / Yeni Zelanda, François Simard & ekibi) 80’ler VHS estetiği, BMX bisikletli bir çocuk ve aşırı kan. kiralık katil yok ama herkes potansiyel cellat. film, gore’u masumiyetle çarpıştırır. neon renkler, bağırsaklar, chiptune müzik. absürt mutluluk. Dad & Mom (2017 – ABD) sakin bir banliyö, sıradan ebeveynler ve sebepsiz katliam. neden yok, açıklama yok, sadece bozulmuş normallik. film, “ev içi şiddet” metaforunu literal hâle getirir. kısa, sert ve rahatsız edici. Bloody Hell (2020 – Avustralya, Alister Grierson) adam bankayı soymaz; kurtarır. yine de hapise girer. sonra daha da saçma şeyler olur. ana karakterin iç sesiyle yaptığı diyaloglar filmi taşıyor. tempo yüksek, kan abartılı, mizah sarkastik. gizli eğlence bombası. Beyond the Infinite Two Minutes (2020 – Japonya) kiralık katil yok ama deli tempo var. iki dakika ileri-geri zamanla oynayan tek planlık bir kaos. zekice yazılmış, çocuksu ama heyecanlı. absürtlük burada kanla değil beyinle vurur. Dead Snow 2: Red vs Dead (2014 – Norveç) naziler, zombiler, kiralık katil gibi çalışan dirilmiş askerler. mantık yok, sadece daha fazla kan var. ilk filmden daha gürültülü, daha bilinçsiz. izlerken utanmazca eğlenirsin. Brotherhood of the Wolf (2001 – Fransa) tür karması sevenler için: dönem filmi + dövüş + gizli suikastçılar. ciddi başlar, sonra delirir. kan var, tempo var, stil var. fransız sinemasından çıkan nadir “ne
Reactionary logic versus dialectical logic.
Habiiibi! Kullu tamâm? To be honest, what you're being presented with is a good versus evil battle. And although there is some merit in saying, "there is always struggle around making the right choice for yourself", because sometimes it involves pain and upsetting people. But i'm not talking about this very polar "good versus evil battle", which is an ideological and/or pseudo-religious image that has been spun to you as a narrative to entrap you. When you get caught in that type of thing and you think one politician or one firqah is good and another is bad, you've sure as day gone straight down that slavery programming pathway again and you have fallen for it. It is always more complicated. People wake up and change sides as well. Some people are caught up in agendas they don't want to be, but they are trying to make their way out and make things better. Gotta always remember, there are degrees on the scale. Feel me? Allahû a'alam. Much love! P.S: I've told you i don't wanna hoard, remember? This one is from our very own treasure and treasurer, lover Yunûs: - Try your eyes on truth, you'd find out your 'self' is enough of an enemy for yourself. Now go, fire, clang, fight with it!

Mehmet Emin Alperen Kılıç

@toprakvegokyuzu
·
Kişişel şişişim önerilince
Mi breda from enada mada! Thing about those type of books (i'm going to call them as "offers of enlightenment", "kemâlât) is, they shout out and point out towards a way so intensively (remember what i told you about the general language, powerful word selections of those kinds of books), one tends to forget walking towards the destination and starts climbing on the roadsign itself. You feel me? Whenever someone offers (via a book, workshop, any product etc.) me the haqiqah i imediately start to doubt because i've come to believe i can only find it when i don't look for it, for example; like that book of yours. Funny thing about haqiqah is, -from my perspective of course- it is like a very shy gazelle. Whenever you feel like getting closer to it, it shies away, run off. And i've come to believe that however openly you point towards it (with words, speech) for someone else, it is of no use, because for that particular person (other), there remains a constant barricade between him/herself and haqiqah. And that barricade is the person itself! In Turkish, we use the word "irshad" for pointing the way, in religious context. An animal, a sheikh, a piece of rock, a star, an inanimate object, or even hatemu'l enbiyâ may be a murshid, but al-Haqq itself is the one who gives hidayah. And since al-Haqq resides in every one of us, in every human being, be it whether Chinese, Papua New Guinean, mumin, mushriq, real barricade between a person and al-Haqq (and generaly haqiqah) is the person itself. Peace
Yazmalıyım
yazmalıyım derhal, ne dökülüyorsa dimağımdan, şiir bulursam şiir, olmadı roman, ya da hayat hikayemi ölüm döşeğinde verircesine yazmalıyım son nefesimi yarın belki çok geç olacak, yarına belki uyanmam sevgilim bak, insanlar ölüyor, yanaklarını yanaklarımıza dayamışlar farkında değilsin yitiyoruz, çürümeye yüz tutmuş meyveler gibi. babam, anamın yüzüne baktı ya ahlaksızca, ve anam da elbet istedi, her şey güzel, her şey meşru, o zaman ölmeye başladım, yoktu haberleri. yazmalıyım derhal, telaşlardayım, ne fırlıyorsa yüreğimden; aşklar dans ediyor, aşklar bitiyor, bir kahpe gülüştür dudağında herkesin bak, iki sevdalı kavga ediyor köşe başında, durdurmalıyım bak, iki namussuz sevişiyor, aldatarak diğerlerini, bak, analar halen çocukları öldürüyorlar doğurarak, bak, dünya dönerken sıçratıyor üstümüze pisliklerini.. bağıracağım avazım kısılana; dudaklarım, dilim, gırtlağımı fırlatana, parçamı tatmayan tek çakıl taşı kalmayana, yüzümü sürmediğim köşe bırakmayana, çiçekleri sevemem künyemde yazarsa ismin, gülü öpemem, güneşe serilemem vaktim az sevgilim, dolmak üzere, ve mutluluk randevusuna pek bir gecikmekte bahar gelince deme, gelmeyecek; azap bitince deme, bitmeyecek şahsının değil gördüğün hiçbir şey, kokladığın saçlar, öptüğün dudaklar kokusunu biriktirdiğin tenler, hiçbiri ve hiçbiri senin değiller yazmalıyım susturma şimdi beni, yazmalıyım ölmeden son satırlarımı bırak yaşayacağım, bırak bağıracağım, bırak senden ayrılacağım şiir bulursam şiir, hüzün bulursam hüzün, sevda bulursam sevda….. -kepsiyer versus 1983
Şiir