Gerçek karakteri itibariyle bir edebiyat metni, okunduğu zaman mutlaka bir şey anlaşılması zaruri olmayan, yine de okumaktan vazgeçilmez bir zevk duyduğumuz metindir.
Sayfa 297
Kul Hakkı Versus İnsan Hakkı
Rönesans'la birlikte sanatçının kişisel imzasını kullanması veya edebiyat ürünlerinde bireysel kişiliklerin resmedilmeye başlanması, hep bireyi öne çıkartma gayretleriyle ilgilidir. Ve bunun da kökeninde birey olarak insanın kiliseye başkaldırısı söz konusudur. Bütün bu hareketlerin ve telakki tarzının dibinde, insana, kilise karşısında kişi olduğunu telkin etme maksadı yatmaktadır. Müslüman toplumlar kiliseli bir hayat sürmediklerinden bu telakki tarzı onlara yabancıdır. Müslümanlar "kul hakkıını" bilirler. "İnsan hakları" özneye dönük bir karakter taşırken "Kul hakkı” ötekine dönük bir nitelik taşır. Birinde kendi benini öne çıkartma gayreti varken, ikincisinde ötekinin hakkını ihlal etmeme titizliği öne çıkar. İnsan hakları söylemi, insanın, kiliseye karşı özgürlüğünü dermeyan ederken sonuçta bencilliğe dönük bir söylern haline gelmişken, kul hakkı baştan beri ve daima diğerkämlığı öngörmektedir. İlki bencilliğin, ikincisi özgeciliğin ifadesidir.
Sayfa 154·Kitabı okudu
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bunlardan ilki, ikincilere enerji verir..
Nitelik versus nicelik, düşünce versus madde, teori versus kütle, hep bilinen ikilemlerdir..
Universe: uni-verso, yani 'versus unum' Latince 'Bir'e doğru' anlamındaydı.
Tutundukça aşınanı görmezden gelme pazarlığı:
Zalim iyimserliğin devrede olduğu yerde, bir arzu nesnesinin/sahnesinin canlandırıcı veya güçlendirici potansiyeli, tam da en önce bağlanma çabasında mümkün kılınması gereken canlandırıcılığın ve güçlendiriciliğin aşınmasına neden olur. Bu, aşındırıcı bir aşk ilişkisi kadar sıradan bir şeye de işaret edebilir, saplantılı hevesleri, hayatını kazanmak için çalışmayı, vatanseverliği ve bu türden her şeyi kapsayacak kadar da genişleyebilir. Kişi, çoğu onu arzulama/ yıpranma sahnesine yakın tutan, genellikle bilinçdışı bağlılıkların maliyetine dair duygulanımsal pazarlıklara girişir.
Sağduyu genel olarak rasyonel olanı değil makul olanı ahlaki hassasiyet içeren ahlaki bir fikir olarak görür.6 6 Makul ve rasyonel arasındaki bu ayrım W. M. Sibley tarafından şurada yapılmıştır: 'The Rational versus the Reasonable,' Philosophical Review 62 (Ekim 1953): 554-560.