Keşke insanlar da kitaplar gibi olsalardı.
Bir romanın yarısına gelip de beğenmediğinizi fark ederseniz onu bir kenara bırakıp yenisini bulabilirdiniz. Aynısı filmler ve diziler için de geçerliydi. Öyle yaptınız diye kimse sizi yargılamazdı, vicdan azabı duymazdınız, siz söylemek istemediğiniz takdirde kimse bilmezdi bile. Ama insanlar söz konusu olduğunda sonuna kadar gitmek zorunda kalırdınız ve ne yazık ki herkes sonsuza dek mutlu yaşamazdı.
...tuyordu ki insanlarda vicdan denilen bir cevher vardır.
Onu hayvanlardan, makineden asıl ayıran cevher! Kimi insan bu cevherden yoksundur, yalnız aklı ile, kurnazlığı ile insandır. Bu sorular belki onlarca kurtuluş yolu sayılabilir. Kimi insanda bu cevher biraz tozlu, biraz paslı olabilir. Fakat hiç beklenmiyen bir zamanda ortaya çıkar. Yine kimi insanda pırıl pırıldır vicdan! O insanlar kurtuluş yollarını vicdanlarının aydınlattığı yönde ararlar.
"Bir çocuğa ilk vicdanı aşılarım mesela. Çünkü o birey ileride bir şeyleri temsil edecek. Mesela anne olacak. Baba olacak. Yeni bireyi yetiştirecek. Vicdanı olmayan birinin çocuk yetiştirmesi bana bir nesli katletmek gibi geliyor. Bu anne baba da olabilir öğretmen de olabilir."