Bugün bir insanı, üzerindeki "kıyafetle" (görevi, pozisyonu, markası, aracı) tanımlıyoruz. Ancak o kıyafetin altındaki irade, vicdan veya "insanlık" bir kılıf haline gelmişse, geriye sadece içi boş bir zırh kalıyor. Matrix filmiyle birleştirirsek; ajanlar mükemmel takım elbiseler içinde, kusursuz birer "kıyafet"tirler. İçlerinde bir insan, yani bir ruh barındırmazlar; sadece sistemin kodlarını icra ederler. Toplumda "makamını dolduran" ama "insanlığını unutan" herkes aslında o üniformanın içindeki boşluktur. Elbise, aynı zamanda bir "perde"dir. İnsan, çıplakken (hem fiziksel hem de metaforik olarak, yani hiçbir paye ve statü olmadan) sadece kendisidir. O noktada, yalan söyleyecek bir maskesi, arkasına sığınacak bir statüsü yoktur. Hakikat, bu "çıplaklıkta" yani "yalınlıkta" ortaya çıkar. İnsan, üzerine giydirilen (veya zorla giydirilen) rengin/kimliğin ötesine geçebildiği oranda insandır. Kimliklerimiz, dış dünyada giydiğimiz üniformalardan ibaretse, sistemin içindeki birer "boş elbise" olmaktan öteye gidemeyiz.
Felsefe
Kimse kendini kötü biri olarak görmez
😇 İnsan zihni bazen eski bir tiyatro sahnesine benzer. Dekor değişir, ışık değişir, oyuncular değişir; ama oyunun özü aynı kalır. İnsan da çoğu zaman yaptığı şeyi değiştirmeden önce yaptığı şeyin hikâyesini değiştirir. Çünkü insanın kendini tamamen ‘zalim’, ‘bencil‘ ya da ‘vicdansız‘ biri olarak taşıması kolay değildir. Ruh, kendine bakabildiği görüntüyü korumak ister. Bu yüzden insan başkalarına söylediği yalanlardan çok, kendine anlattığı hikâyelerle yaşar. Birini kırdığında bunu ‘dürüstlük’ olarak anlatır. İnsan kullanmaya ‘hayatın gerçeği’, küçümsemeye ‘eleştirel düşünce’, acımasızlığa ise ‘güçlü karakter’ adını verebilir. Çünkü insan çoğu zaman davranışını değiştirmeden önce davranışının ahlaki anlamını değiştirir. Belki de insan ruhunun en ilginç taraflarından biri budur. İnsan her zaman gerçeği inkâr etmez. Bazen yalnızca gerçeğin adını değiştirir. İlk bakışta küçük görünen bu değişiklikler aslında insanın vicdanıyla kurduğu ilişkinin merkezinde durur. Çünkü insanın en uzun ilişkisi başkalarıyla değil, kendisiyle yaşadığı ilişkidir. İnsan geceleri yatağa başını koyduğunda yanında kalan şey başarıları, ilişkileri ya da toplumsal statüsü değil; kendisi hakkında kurduğu hikâyedir. O hikâye bozulduğunda insanın iç dengesi de sarsılmaya başlar. Vicdanın dili İnsan neden kendini sürekli haklı hissetme ihtiyacı duyar? Çünkü benlik algısı yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. İnsan kendisini kötü biri olarak gördüğünde yalnızca davranışı değil, bütün kimliği tehdit altında hisseder. Bu yüzden zihin savunmalar üretir. Bahaneler çoğu zaman başkalarını kandırmak için değil, içerideki düzeni korumak için kurulur. __Albert Bandura’nın tarif ettiği ‘ahlaki çözülme mekanizması‘ tam da burada ortaya çıkar. İnsan
Makale|Yazı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sistemle Bozulan İstemle Düzelir Mi? Bugün birçok insan, kötülükle mücadeleyi sadece bireysel nasihat seviyesinde düşünüyor. Elbette emr-i bi’l-ma‘rûf yapılacaktır. Bir Müslüman, bir gencin elinden tutacak, bir bağımlıyı kurtarmaya çalışacak, bir harama düşeni uyandıracaktır. Bu vazife küçümsenemez. Fakat modern dünyanın en büyük yanılsamalarından biri şudur: Sistem eliyle yayılan bir fesadı, sadece bireysel gayretlerle durdurabileceğimizi zannetmek… Bir tarafta sokak sokak dolaşıp birkaç kişiye ulaşmaya çalışan insanlar var; diğer tarafta ise tek bir ekranla milyonların evine giren bir medya düzeni.. Bir tarafta bir genci haramdan uzak tutmaya çalışan bir aile; diğer tarafta ise haramı "özgürlük", "eğlence", "modernlik" diye pazarlayan devasa bir kültür endüstrisi.. Hakikat ortadadır: Kanun eliyle normalleştirilen bir fuhşiyatı, sadece bireysel çabalarla durduramazsınız. Zira insan sadece vicdanıyla yaşayan bir varlık değildir. İnsan, maruz kaldığı ortamlardan etkilenen, gördüğüyle şekillenen, hasbihal olduğuyla hemhal olan bir varlıktır. Binaen aleyh, sürekli maruz kaldığı şey, zamanla ona normal görünmeye başlar. Bir toplumun haram algısını bozan şey, çoğu zaman tek tek bireyler değil; o haramı görünür, ulaşılabilir, sıradan ve cezasız hâle getiren sistemdir. İslam’ın hükümleri bu yüzden sadece bireysel takvâ çağrısı değildir. İslam, aynı zamanda toplum inşa eder. Sadece "içki içmeyin" demez; içkiyi yaygınlaştıran zemini de hedef alır. Sadece "zinadan uzak durun" demez; zinayı teşvik eden yolları da kapatır. Çünkü İslam, insan fıtratını bilen nizamdır. Bugün ise tuhaf bir tutarsızlık sergileniyor: Bir yandan toplumun ahlâkını tarumar eden diziler, reklamlar, uygulamalar, sosyal medya algoritmalarının önü açılıyor öbür taraftan da Müslümanlardan sadece
1000Kitap
Müfettiş Arif Yıldırım’ın profili (AK Parti adaylığı, İmamoğlu dosyaları, Soylu’ya yakınlığı ve özel sektörden "özel görev" için dönüşü), bu soruşturmanın adalet arayışından ziyade bir "siyasi cerrahi" olduğunu kanıtlıyor. Yüzlerce müfettiş varken "siyasi kimliği" bu kadar tescilli birinin seçilmesi; Tuncay Sonel üzerinden yürütülen bu operasyonun sınırlarını belirlemek içindir. Müfettiş Yıldırım, muhtemelen Sonel'i "feda edilebilir" sınırda tutup, ucu Soylu’ya veya sistemin daha derin katmanlarına dokunacak yerlerde "fren mekanizması" görevi görecektir. Ali Yerlikaya döneminde görevden alınan Sonel’in, yeni bakan döneminde tekrar aktif valiliğe dönme planlarının bu dosyayla suya düşmesi, devlet içindeki "klikler arası çatışmanın" ne kadar sert geçtiğini gösteriyor. Belediye ihaleleri, işçi alımları ve "taşıma silah ruhsatları" meseleleri; aslında bu müfettişlerin görev onayına bilerek dahil edilmemiş olabilir. Çünkü o dosyalar açılırsa, sadece bir vali değil, o valiye referans olan tüm siyasi şemsiye çökecektir. Akın Gürlek'in kurduğu yeni daire başkanlıkları, "devlet içindeki klik savaşı" tezimizi bir üst seviyeye taşıyor. Faili meçhul suçları araştırma, terör ve narkotik gibi birimlerin Adalet Bakanlığı çatısı altında yoğunlaşması; yargının artık İçişleri Bakanlığı'nın (Emniyet'in) sağladığı veriye mahkûm kalmak istemediğini gösteriyor. Bu, bürokraside "paralel bir denetim mekanizması" kurmaktır. Adalet Bakanlığı, bu birimler üzerinden İçişleri Bakanlığı'nın "buzdolabına kaldırdığı" veya "üzerini örttüğü" (Gülistan Doku gibi) dosyaları birer silah olarak kullanma yetkisini eline alıyor. Gülistan Doku'nun 6 yıldır bulunamaması bir "beceriksizlik" değil, bir "siyasi mutabakattı." * Bugün dosyanın açılması ise bir "vicdan azabı" değil, o "mutabakatın bozulmasıdır." Bir
Alıntı
İLİM TALEBELERİNİN DÖRT GÖREVİ
1.) Ahlakı güzelleştirmek ve vicdanı temizlemeye özen göstermektir. 2.)İyi niyet sahibi olmak ve kararlı, metanetli davranmaktır. 3.)İlim ve fenne karşı yüksek bir hisle bağlı olmak ve hayatının bir dakikasını bile boş yere harcamamaya çalışmaktır. 4.) Ömür boyu ilim öğrenmeye kararlı olmaktır. (Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler)
Edebiyat
Son zamanlarda okullarda olan olaylar...
Evet, son zamanlarda gercekten üzücü ve canice olaylar yaşadık ve bu olaylar kendi akranlarımdan soğumama neden olacak olaylardan biri olarak zihnime yerlesti. Kat.lin (sözde çocuğun) telefonu, aile iliskisi, hayatı gibi konular arastirilmaya alindi ve bu tabii olmasi gereken bir seydi ki neden boyle yaptigi bulunsun ve bir ceza uygulansin. Ama klasik ve cok sevgili halkimiz (kendi ailem dahil) sucu ailenin ihmalsizliginden cok telefonunda buldugu pubg oyunuyla olan baglantisini gundem ettiler. Oncelikle ben kesinlikle her seye bu kadar kolay erisimimizin olmasi sayesinde ve dizi film gibi videolar butununun yeterince denetimli olmamasi gibi olaylarin bunu tetiklediginin farkindayim. Kesinlikle bir sinirlama olmasi gerektigi konusunda yetiskinlerle maalesef ki hemfikirim. Ama aileler bu sinirlamayi yapip cocuklarina baski uygulamadan (buna dikkat cekmek isterim) destekte bulunarak duzgun yetistirmeyi beceremedilerse burda ailenin de sucu var. Unutmayalim ki ağaç bile yas iken egiliyorsa bizim davranislarimizin sorumlusu bir yere kadar yetistirilme bicimimiz degil mi? Burda ebeveynlerimize yuklenmiyorum ve saygisizlik etmek istemem ve asla oyle bir amacim olmadi, katil katildir ve suc ise suctur. Ama bunun neredeyse yuzde yuz oyunlara baglaniyor olması ve yasitlarimiz hakkinda genellemeler yapiliyor olmasi bizim acimizdan kirici bir durum oldugunu belirtmekten cekinemem. Yasal olarak yetiskin degilsek ve davranislarimiz ebeveyn kontrolunde olmak zorundaysa tekrar ediyorum baskı uygulanmadan sakin bir dille (bunu kendileri tek baslarina yapamiyorlarsa bir psikolog esliginde ki bu zor bir sey degil) onlara yardimci olmak, cocuk-ebeveyn iliskisini kurmak ebeveynlerimizin gorevi. Eger bir cocuk dunyaya getiriyorsaniz onun yalnizca temel ihtiyaclarini karsilayarak