Bir Doğrunun Bedeli
10/10
·96 syf.··
2026 28. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:09
Thebai Üçlemesi içinde beni en çok etkileyen eser kesinlikle Antigone oldu. Üç kitap arasında bende yeri en ayrı olan da o. Bitirdiğimde geriye yalnızca bir tragedya değil; karakterinin gücüyle uzun süre zihnimde kalacak bir hikâye bıraktı. Hikâye, Oidipus’un ölümünden sonra Thebai’de geçiyor. Oidipus’un oğulları Eteokles ve Polyneikes, taht uğruna birbirine düşüyor ve sonunda savaşta birbirlerini öldürüyorlar. Tahta bu kez Kreon geçiyor. Kreon’un ilk buyruğu ise trajedinin başlangıcı oluyor: Eteokles şehri savunduğu için onurlu şekilde gömülecek; Polyneikes ise Thebai’ye karşı savaştığı için hain ilan edilip gömülmeyecek. Cesedi şehir dışında bırakılacak ve ona dokunan herkes ölümle cezalandırılacak. Ama Antigone bunu kabul etmiyor. Çünkü Polyneikes, her şeyden önce onun kardeşi. Antigone için onu gömmek yalnızca bir aile görevi değil; tanrılara, vicdanına ve kendi doğrularına karşı yerine getirmesi gereken kutsal bir sorumluluk. Bu yüzden Kreon’un buyruğuna rağmen kardeşinin bedenini gömüyor. Yakalanıyor. Ve geri adım atmıyor. Antigone’nin beni en çok etkileyen yanı da buydu. Kendisinden itaat beklenen bir dünyada, kendi sesinden vazgeçmeyen bir karakter olması. Erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü, kadının sözünün değersiz görüldüğü bir düzende; ailesi, inancı ve doğruları uğruna tek başına ayakta durabilmesi çok güçlüydü. Babası Oidipus’un sürgününde de onu yalnız bırakmamıştı. Antigone’nin sadakati aslında o zamandan belliydi. Bu hikâyede de aynı sadakati görüyoruz. Dünya Polyneikes’i hain olarak görebilir; ama Antigone için o hâlâ kardeşi. Ve o, kardeşini son yolculuğunda yalnız bırakmamayı seçiyor. Onu bu kadar unutulmaz yapan şey de tam olarak bu: Sonucunu bilse bile kendi doğrusundan vazgeçmemesi. Trajedinin sonu ise baştan sona biriken ağırlığı daha
AntigoneSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20226,3bin okunma
8/10
·258 syf.··
2026 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 16:46
Kötü insanlar yaşlı ve çirkin olarak kodlanıyor ise iyi insanlar genç ve güzel olarak kodlanması pekala mümkündür. Dorian da güzelliğiyle nam salmıştır, onu görenler onun güzelliğine adeta tapma derecesinde hayranlık duyar. Bu güzelliğe sahip birinin asla kötü olamayacağı sanki ezelden sarsılmaz bir kanun gibi kabul edilir. Basil, Dorian için, vicdanın sesi öyle ki yaptığı portre de aynı görevi yapacaktır; Harry ise vicdanını susturan biridir. Harry karakteri çok ilginçti yer yer çok mantıklı konuşsa da çoğu felsefesine katılmak mümkün değil. Harry bir aforizma uğruna herkesi kurban edebilir. Kitabın asıl vermek istediği mesaj hedonizmin insan hayatı üzerindeki etkisi gibi hissettim. Harry ve Dorian hedonizmin vücut bulmuş halleri gibi. Kitap hedonizmi hem büyüleyen hem de teşhir eden bir metin. Henry çekici fikirlere sahip ve Dorian ı çokça etkiler. Ama Henry sadece fikirleri vardır bu fikirleri gerçekten yaşıyor mudur göremiyoruz. Bence Lord Henry için tartışılması gereken” gerçekten inandığı şeyi yaşayan biri mi, yoksa insanları fikirleriyle manipüle eden estetik bir nihilist mi” olmalıdır. Harry adeta fikirlerini yaşamayıp sadece başkalarının hayatında test eden biri gibi. Etkiliyor ama hayatında uygulamıyor. Dorian portreyi günü gününe yazdığı bir günlüğe benzetir syf176 Syf 179 da yer alan Dorian Basil ile konuşması özet mahiyetinde (spoiler içerir) “Seninle yıllar önce ben gencecik bir delikanlıyken tanıştım, bana iltifatlar yağdırdın, bana güzelliğimle kibirlenmeyi öğrettin. Bir gün beni gençliğin ne denli mucizevi bir şey olduğunu anlatan bir arkadaşınla (Lord Harry i kastediyor) tanıştırdın. Sonra güzelliğimin mucizesini gözlerimin önüne seren o portreyi yaptın. Pişman olup olmadığıma karar veremediğim o delilik anında bir dilekte bulundum” der. O
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202399,1bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Neal Shusterman’ın Tırpan (Scythe) romanı, ilk bakışta kusursuz bir ütopya gibi görünen ama derinlerine inildikçe insan doğasının en karanlık dehlizlerini önümüze seren bir başyapıt. Ölümün, hastalıkların ve yaşlanmanın tamamen ortadan kalktığı, insanlığın "Bulut" (Thunderhead) adlı yapay zekanın şefkatli yönetimine bırakıldığı bir dünya düşünün. Buradaki tek sorun şu: Nüfusun dengelenmesi için birilerinin hâlâ ölmesi gerekiyor. Ve bu kutsal (!) görevi, toplumun üstünde konumlanan Tırpanlar üstleniyor. İşte tam bu noktada kitap, sıradan bir bilimkurgu olmaktan çıkıp sarsıcı bir vicdan ve ahlak sorgulamasına dönüşüyor. 1. Ölümün Bürokrasisi ve Yozlaşma Kitabın en çarpıcı yönü, mutlak gücün kaçınılmaz yozlaşmasını işlemesi. Ölüm gibi varoluşsal bir olgu, bir kurum haline geldiğinde ne olur? Shusterman, bize iki farklı tırpan ekolü sunuyor: • Gelenekçiler: Ölümü büyük bir saygıyla, vicdan azabıyla ve kurbanına empati duyarak gerçekleştirenler (Tırpan Faraday gibi). Onlar için hasat, taşınması gereken ağır bir yüktür. • Yeni Düzen Yanlıları: Hasatı bir spora, katliama ve zevke dönüştüren yozlaşmış tırpanlar (Tırpan Goddard gibi). Gücün sarhoşluğuyla adaleti ve insanlığı unutan bu grup, sistemin ne kadar kolay çürüyebileceğinin en büyük kanıtı. 2. İnsanın Kendini Tanıma Yolculuğu Hikayenin merkezindeki iki genç çırak, Citra ve Rowan, bu acımasız dünyanın içinde aslında kendi ruhlarını keşfediyorlar. Tırpan olmak istemeyen bu iki genç, tam da bu "isteksizlikleri" yüzünden seçiliyorlar. Çünkü ölüm dağıtacak kişinin, o ölümün ağırlığını yüreğinde hissetmesi gerekir. Süreç ilerledikçe ikisi de şu zorlu soruyla yüzleşiyor: Başkalarının hayatına son verirken, kendi insanlığımı ve vicdanımı nasıl koruyabilirim? Rowan gücün karanlık cazibesiyle test edilirken, Citra adaletin ve
TırpanNeal Shusterman · Juno Kitap · 2024979 okunma
Amok Koşucusu
Puan vermedi·64 syf.··
2026 12. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 18:09
Amok Koşucusu Zweig bu kitabında insan ruhunun karanlık ve kontrol edilemez tarafını ustalıkla açığa çıkarıyor. Amok Koşucusu, sadece bir takıntı hikâyesi değil; aynı zamanda vicdan, pişmanlık ve geri dönülmez bir hatanın telafi çabası. Kitapta; Doğu Hint Adaları'nda görev yapan bir doktorun dara düşüp kendisine gelen bir kadının kibirli tavrına öfkelenip ona yardımcı olmaması fakat hemen sonrasında gelen pişmanlık ile ona yardım etmeyi bir saplantı haline getirmesi anlatılıyor. Amok Koşucusu kelime anlamı olarak, kendini durduramadan bir hedefe doğru sürüklenen, mantığını kaybeden kişi, deli olarak geçiyor.Zweig bu kavramı kitabında mecazi olarak insanın kendi tutkularına, saplantılarına kapılıp kendini yok oluşa sürüklemesi olarak kullanmış. Okurken; aslında doktorun o noktaya çoktan geldiğini, kadının sadece bir ateşleyici görevi gördüğünü hissettim. Yazarin kitaplarında, insan psikolojisinin her yönünü bu kadar zengin anlatabilmesine hep hayranlık duymuşumdur. Sizce, intihar ederek yaşamına son veren Zweig da aslında bir Amok Koşucusu olabilir mi?
1000Kitap
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,7bin okunma
6/10
·272 syf.··
2026 26. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 15:36
Georges Bernanos’un 1936 yılında kaleme aldığı, Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’ne layık görülen Bir Taşra Papazının Güncesi,yönetmen Robert Bresson tarafından 1951’de sinemaya uyarlanmıştır. Kuzey Fransa’daki bir köye atanan genç bir papaz,görevine her ne kadar büyük bir tutkuyla başlamış olsa da,-tıbkı köy gibi-yalnız,çaresiz ve eksik hissetmeye başlar kendini.Buna pek çok şeyin sebep olduğu söylenebilir,ama esas mesele papazın yaşadığı uyumsuzlukta gizlidir.(arka kapaktan) Papazımız biraz içe kapanık,duygularını tam olarak ifade etmeyi beceremeyen biridir, günlük tutması birazda bundandır.Toplum içindedir ama toplumdan ayrıdır sanki,kendinden ziyade başkalarının acılarına odaklanır,görevi gereği yaptığı bu davranışlarda zamanla kendisini yıpratır.Korkuları,zayıflıkları ve kırılganlıkları vardır anlayacağınız güçlü bir karakter değildir. Zamanla ruhsal çöküntüye uğrar bu fiziksel rahatsızlığı ile eş zamanlı gerçekleşir. Peki papaz günlüğünde genel anlamda ne anlatır?Bireysel ve toplumsal çürümeyi,yaşanan sınıfsal farkları,sahte dindarlıkları ve insanların birbirine karşı acımasızlıkları ele alınır. Bir Taşra Papazının Güncesi her okura hitap eder mi bilemedim,ben pek çok alıntı yapmama bazı yerlerini çok beğenmeme rağmen kopukluk yaşadığımı belirtmeliyim.Kitap ve sevgiyle kalınız.
Edebiyat & Roman
Bir Taşra Papazının GüncesiGeorges Bernanos · Dedalus Kitap · 202354 okunma
9/10
·423 syf.··
2026 5. kitabı
Kitabı bir kahraman etrafında şekillen olaylar silsilesi veya eylemler bütünü olarak okumaya çalıştığımda çok defa elimden bıraktım, bir şeyler olacak umuduyla sayfaları çevirirken fazla basit gelmeye başladı. Kitabın adından olsa gerek, büyülü bir atmosfer beklentisi romanın önemini kavramaya engel oluyor. Halbuki Hans Castorp’un yalnızca bir başkahraman değil, modern insanın tereddüdünün, ertelenmiş hayatının ve kararsızlık halinin ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu kavrayınca işler biraz daha kolaylaşıyor. Farketmesi biraz sabır isteyecek şekilde, Castorp büyük idealleri olan bir kahraman olarak değil, sıradanlığın içindeki bir gerilim olarak kurgulanıyor. Romanın daha başından “çok da genç, hayata pek öyle sağlam kök salmamış” cümlesi karakterin nasıl temessül edeceği, ne surette karşımıza çıkacağına dair biraz gizem katıyor. Bence Hans dünyaya tam yerleşememiş bir insandır. Davos’a hasta kuzenini görmek için gittiği iki günlük yolculuk maddî olmaktan çok manevîdir, aşağıdaki düz dünyadan yukarıdaki askıya alınmış zamana geçişi yansıtır. Kahraman hayata karışmak için değil, hayattan uzaklaşmak için yola çıkar. Bu noktada Hans Castorp etkin değil, edilgen bir rol üstlenir. O, olayları başlatmaz, olayların içinden geçen bir karakterdir. Castorp’un fiiliyatı iradesinden değil, çağının bütün çelişkilerini üzerine çekebilmesinden kaynaklanır. “Ne bir dahi, ne de bir aptaldı” cümlesi de genel bağlamda önemlidir. Mann, onu hâkir görerek, istihkâr ederek değil, dikkatlice sıradanlaştırır (sf 46). Çünkü asıl trajedi olağanüstü insanların değil, yönünü bulamayan sıradan insanların trajedisidir. Hans’ın problemi yeteneksizlik değil, amaçsızlıktır, kendisi pekâlâ yeni yetme bir mühendistir sonuçta. Büyük anlatıların çözüldüğü, Tanrı’nın sustuğu, ilerleme fikrinin
Edebiyat
Büyülü Dağ - Cilt 1Thomas Mann · Can Yayınları · 2019723 okunma