Bunu da mı görecektikdir: Hâkimiyyet-i milliye nâmı verdiğimiz millet saltanatına sürüyor, hürriyyeye, hâkimiyyete kavuşduk dediğimiz bir devrde, vazife-i meclisi (milletvekilliği görevi) başında serbest-i efkâr (fikir özgürlüğü) hakkını istimal eden (kullanan) milletin hürriyyet için, hürriyyet-i vicdan (vicdan hürriyeti) için çalışan bir mebusun, harc-ı milliyyeyi doğuran şark vilâyetlerinden birinin, Trabzon mebusunun, hâlis muhlis (özbeöz) bir Türk yavrusunun en canavar, en hunhar insanların bile kıyamayacağı bir şekilde ortadan kaybedildiğini de mi işidecektik?
Zavallı Ali Şükrü, zavallı aziz kardeşimiz! Zulümkârlığın, hırsın kurbanı oldun. Hürriyet şehidi oldun. Arkanda üç milyonun yavruna bütün arkadaşlarını, bütün münevverlerini (seçmenlerini) yetim bıraktın. Biz, bunun için mi ilk bu masum inkılâbın içine atıldık. Ümitsiz bir halde terk edildiğimizi gördüğümüz zamanlarda, bugün hür düşünceler, hür söyleyenler, hür yazanlara karşı kalınan kesilcnlerin belki daha hiçbir meydana yokken bunun için mi, bugünkü sükûmete (uğursuzlukla) karşılaşmak için mi ortaya atıldık?
İstanbul’da, sanı o daima millet hesabına çalışmak için müessese (kurulmuş) matbaadan Karakol cemiyetinin bilinçsiz millî kongrelerin neşriyatını gizli gizli tab’ ederek (basarken) milletin uzadıkça, üstünde bir heyûlâ gibi yıkılmak üzere koca bir gelen büyük tehlikelerden haberdar etmek için daima tehlikeli ve daima şerefli vazifelerden hoşlanan ruhunun ilhamâtını (ilhamlarını) en yüksek bir his-i necâbet ve fedakârlık (temiz duygu ve fedakârlık) ile yerine getirmeye uğraşırken ve nihayet İstanbul Meclisinin İngilizler tarafından basılıp sedde edilmesi (kapatılması) üzerine kendini derhal Anadolu’ya sevk ettikçe dolu gördüğün Ankara’ya atarken bir gün gelip nâmerd insanlar elinde ve en fecî bir