1- Üç Defter
Üç Defter çok sert, domura uğratıveren derecede etkileyici ve inanılmaz sürükleyici bir başlangıca sahip. Dili kusursuz fakat büyüsüz kullanıyor olmasının muhteşem sebebini üçlemeyi okuyunca daha da iyi anlıyoruz. Yazılış biçiminden dolayı hiçbir şey yaşanmasa dahi sana gizem ve heyecan veriyor. (hiçbir zaman "hiçbir şeyin yaşamadığı bir an" olmuyor) Kendimi "etkileyicilik seviyesi" olarak bir Pink Floyd albümüne kapılmış gibi hissettim. Üçlemenin diğer kısımları da tıpkı Pink Floyd'un plaklarının ikinci yarısının plağın arkasına yazılıyor ve ilkiyle bağlantılı bir şekilde oradan devam ediyor olması gibi bir etki yarattı. Nihilist ve huzursuzluk verici bir hikayeyi bile bu kadar akıcı aktarabilmesi tek kelimeyle inanılmaz. Anneanne karakterinin bilerek elmaları yoksul esirlere yuvarlaması ve ikizlerin kendi adaletlerini sağlamak için yaptıkları kritik birçok hamle o inançsız karakterlerin tüm inançlı karakterlerden daha cesur ve belki de daha "inançlıvari" hareket edebildiğini gösteriyor. Günün sonunda da şöyle diyorlar: "Biz iyi değiliz ve iyilik yapmıyoruz." Böylesine bol inanç absürtlüğü olan bir hikayede en farkındalık sahibi üç karakterin üçünün de "inançsız" olmasına bayıldım. Bu üçleme sadece Üç Defter'den oluşsaydı farklı açılardan öveceğim bir eser olurdu. (yine de, neyse ki, bir üçleme olarak yazıldı)
2- Kanıt
İsmi o kadar manidar ki. Üçlemenin üç parçasını da bir arada değerlendirdiğimizde benim için belki de en büyülü olam kısmı bu kısımdı.
~~~spoiler~~~
Büyük Defter adıyla birlikte "hiç yaşanmamış olabilir" hissini veriyordu. Buradaysa asla yaşanmadığı halde yaşanmış hissini o kadar çok veriyor ki insan absürt kısımlarda köfteyi çakmıyor. Lucas öyle şeyler yaşıyor ve yaşadıklarını okumak öylesine akıcı ki...
~~~spoiler~~~
Peter, Clara,