Güzel beklentilerle başladığım bir kitabı hayal kırıklığı ile sonladırdım. Anlatım dilinde ki ilerleyiş çok yavaş, gereksiz tasfirlere kafa karışıklığı da her sahnedeydi. Çoğu yerlerde bunalıp yarım bırakmayı bile düşünmeme sebep oldu bu yüzden. Beğendiğim tek kısım kurgu oldu desem de zaten o da olmasa kitap olmazdı. Son bölümdeki üçüncü şahıs bakış açısı tam bir felaketti. Ortaokul çocuğuna kompozisyon ödevi verilmiş gibi acemilik ve baştan savma akıyordu son bölümde.
Alina okuduğum en selsefil bir karakter olarak hafızamda yer edinip çoğu yerlerdeki tutumu baş ağrıtıcıydı. Karanlıklar Efendisi ise benim için hava kalan, kitabın kötü karakteri olarak seçilmiş birisiydi. Yine de okumaya devam etmemi sağlayan onun sahneleri olunca fazla haksızlık etmek istemem.
Kısaca kitap benim için büyük bir hüsran ve de kimi yerde tiksinti oluşturdu.
Gölge ve Kemik
Kitapta neredeyse hiç diyalog yoktu demeliyim. Sonuçta bir kurtun bakış açısını okuyoruz. Buna rağmen beni boğan bir tarafı olmamakla bilakis anlatım dili oldukça akıcıydı. Kitapta insanlara olan tiksinti duygusunu iliklerime kadar yaşadıkça aklımda nasıl olurda bizler canavar olmamıza rağmen o küçücük bedenler için Tanrı rolü üstlenebiliyoruz sorusu gelip durdu.
Sadakatin bir noktada aslında tehlikleri bir duygu olduğna kapıldım kendi içimde. Bir insan, canlı veya eşyaya duyulan sonsuz sadakat bizleri zifiri bir karanlıkta bir yabancıya sıkı sıkı tutunduğumuz gerçeğini uyandırdı. Ya o varlık bizi ışığın sıcaklığında sevgiye götürecek ya da yol boyunca türlü işkenceler çektirirken biz onu görmeyeceğiz.
Her şekilde bu iki durum bilinmez ve yine insanın / canlının kendi iradesine kalmış bir seçimdir.
Kitabı okurken ki düşüncelerim, hayret ettiğim noktalar çok olmasına rağmen kısaca varlıklar arası duygusal ilişkileri sorguladığım olarak özetleyebilirim.
Beyaz Diş