(“Sonu gelmeyen bir tartışmanın sona erdirilmesi ancak her şeyi bilen bir figürün tasavvur edilmesiyle mümkündür”). İtaat daima konuşmaya son verendir. Ya da psikanaliz diliyle ifade etmek gerekirse, serbest çağrışımı (yani en tutarsız, öngörülemez ve ifşa edici haliyle serbest konuşmayı) sabote edendir.
Yasalarımızın olma nedeni arzularımızın olması değildir. Yasalarımız olduğu için arzularımız vardır, buna inanmamızı isterler. Yasa isteklerimizi bizim için düzenler. 19. yüzyılın sonunda yeni yazının teşvik etmeye başladığı ahlaki imalar böyleydi işte. Wild eve Nietzche -daha sonra da (diğerlerinin yanı sıra) Freud şaşırtıcı bir seküler tarzda, yasaklayıcıların ne istediğini ve onları ciddiye almak için neden ilahlaştırmaya ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamamızı sağlamıştır.
İnsan her zaman bir konformist olmuştur. İnsanın temel karakteri, doğduğu hayattaki iktidar türüne uyum sağlamaktır. İnsanın sosyal bir özelliğidir bu. İnsan, aslında belki de biyolojisi yüzünden narsist, asi ve kendi kimliğine düşkün olabilir. Fakat toplum kendisine uymaya zorlar. Bir kere boyun eğdikten sonra toplumun mecburiyetlerine karşı hep boyun eğer. Bazen belli başlı bir sosyal çevrede bile bazen yankı uyandıran bireysel bir gerçektir bu. Ama ben insanların özgür olduğu bir toplumun olduğunu düşünmüyorum. Hiçbir şey için umut beslememeliyiz. Umut, siyasi partilerin üyelerini elde tutmak için icat ettikleri korkunç bir şeydir.
Tek tanıklık ettiğim, hükümetin, tanrılara kurban verme gibi eskiden olan ve hala yok edilmemiş bir batıl inanç gibi, kaba ve eski bir batıl inancın kalıntısı olduğudur.
Peki, nedir bu devlet? Belki de size saldıran ve sizi zorla esir alan bir çeşit fatih, cani veya vahşidir. Öyle olmalıdır, çünkü onun size yaptığı şeyleri yalnızca bir düşman yapabilir. Oysa düşman dışarıda değildir, düşman içinizdedir. Bu düşman, dolandırmaktan zevk alan küçük bir grup yozlaşmış insanın lehine hepinize işkence eden, sizi soyan devlet aygıtıdır. Belki de devletsiz yaşamak imkansızdır diyorsunuz. Oysa sizi buna onlar ikna ediyorlar.