Kübra

353. "Kul günah işleyip ardından 'Allah'ım! Günahımı affet, beni bağışla' diye dua ettiğinde Allah Teala şöyle buyurur: 'Kulum bir günah işledi, fakat günahını affedecek veya günahı sebebiyle cezalandıracak bir Rabbi bulunduğunu bildi' Aynı kul bir daha günah işleyip peşinden 'Ey Rabbim! Günahımı affet!' diye dua ettiğinde yine Allah 'Kulum günah işledi, fakat günahını affedecek veya günahı cezalandıracak bir Rabbinin olduğunu bildi' der. Aynı kul tekrar günah işleyip, Rabbinden affını istediğinde, Allah Teala şöyle buyurur: Kulum bir günah işledi, fakat günahını affedecek veya günahı sebebiyle cezalandıracak bir Rabbinin bulunduğunu da unutmadı, Ben kulumun günahını affettim, (Günahından pişman olup, Rabbini de unutmadıktan sonra) dilediğini yapsın.' "
Sayfa 66 - Serendib Yayınları·Kitabı okuyor
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölüm bu kadar yakından kokladığı insanların peşini kolay kolay bırakmıyordu. Er geç bir tarafta karşılarına çıkıyor, sofrasını açıyor, "Buyurun!" diyordu. Başka bir şey yapamadığı için sadece hatırlatıyordu.
Sayfa 33 - Dergâh Yayınevi
Erzurum
Bir dostum anlatmıştı: "Daha şehre girmeden, Aşkale'de yattığım hanın kahvesinde, esirlikten yeni dönen yanık yüzlü, tek kollu bir biçare bana, giderken bıraktığı oğlu, karısı ve anasından hiçbirini, hattâ evinin yerini bile bulamadığı için, girdiği günün akşamında şehri terkettiğini söyledi. -'Peki şimdi nereye gidiyorsun?' diye sordum. Bir müddet düşündü. Yüzü alt üst olmuştu. Nihayet: -Efendi, dedi; nereye gittiğimi ne sorarsın? Geldiğim yeri sana söyledim, yetmez mi? Doğru söylüyordu. Geldiği yeri öğrenmiştim".
Sayfa 32 - Dergâh Yayınevi
Erzurum
Hiç tanımadığı dehalı çocuklar müstakbel zaferlerin kumandanları, henüz söylenmemiş şiirlerin şairleri, henüz yükselmemiş şaheser yapıların mimarları, henüz duyulmamış nağmelerin bestekârları etrafında henüz açmamış bir fecrin gülleri gibi dolaşmıyorlar mıydı? Gözlerinde Sultan Hanı'ndan, İnce Minare'den bir hayal yok muydu? Eğer yokduysa, bütün bunlardan habersiz, bu müjdeleri içinde konuşur bulmadan o büyük işi nasıl yaptı? Nasıl on senede Malazgirt'ten Akdeniz kıyılarına, bu toprağın tanımadığı ve tatmadığı bir ideali taşıdı? Fatih'in İstanbul fethinden evvelki uykusuzlukları, Bâki'nin ve Nedim'in, Neşati ve Nâili'nin, Sinan'la Hayreddin'in, Kasım'ın, Itrî ile Dede'nin, Seyyit Nuh'la Tab'î Mustafa Efendi'nin ve daha yüzlerce onlara benzeyenlerin dehalarına yüklü bir kaderi kendisine taşımasından gelen bir sabırsızlıktan başka ne olabilir? Ve eğer o mübarek ağrı olmasaydı bütün bu eserler nasıl doğarlar, hangi mucize ile eski hayat ağacı yeni meyvalarla donanırdı?
Sayfa 25 - Dergâh Yayınevi
Ankara