Peki ya sürüklenmiş gibi yaşamak?
Gibi, normlara sıkışıp kalınca anca bu kadar edatlığa boyun eğebiliyor! Yaşamı bilmeden yaşamak doğru mu diye sormayın, yaşamı bilebileceğimizi nereden çıkardık ki? Yine de haklılar, baklava hamuruyla börek yapmaya çalışabiliriz, bu yüzdendir ki bir el yordamı, yolu olmalı, diyorlar. Var mı, yok mu? Kitap buna asla net bir yanıt vermedi ki verseydi genel ahengine ters düşerdi. Sahi aheng demişken... Simio Bernstein adlı hayali(?) piyanist, hayatın ahengi olduğunu yazmış, kitapta diyalogda yer vermiş buna. Ahengin ne olduğunu, kimine göre ne olduğunu doğrudan sormadan boşluk bırakmış, yan karakter. Aslında Minjun yan karakter de pek sayılmaz, baş karakterin başka bir yansısı denebilir, herhalde. Hiçbir kitap hayatımı, bakış açımı değiştirmedi, demek çok mu abartı olur? Değiştirse fark etmez miyim? Bilmiyorum. Yine de kitaplar ve yazarlarla kitapevleri hakkında bu tarz soru işaretlerini tekrardan gündeme getirdi, işte bu yansıma ve aynanın kendisiyle bakan. Eklemek gerekir ki soru işareti ne nokta koyabiliyor ne koydurmaya tenezzül etmemizi istiyor. İtiraf edeyim ki hep böylesi sevilesi ben de! Neden mi? Fazla kafa yormamakta kafa yordurarak verilen bir mola da ondan (molalarla kaçamak yapıp süreci uzatırlar).
"Nehir ya da okyanus gibi enginlere sığmayıp taşmasam da kimse fark etmeden çiseleyen yağmur gibiyim. En azından o kadarı olabilirim diye düşünüyorum." Bu, başka bir diziden alıntı, bana göre benzer kıvamda atmosferler, ahengler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, dizi biraz keskindi. Kitaptaki baş karakter o kadarın ne olduğundan da emin değil.
"Yüzünü yıkadıktan sonra yaptığı kahveyi içerken gününü nasıl geçirmek istediğini düşündü ancak pek bir şey yapmayacağını Youngju da gayet iyi biliyordu." diye geçiyor bir yer, bana