eğlenceli olur mu, bilemiyorum. bakalım. ama her şey eğlenceli olmak zorunda değil. diyorum.
bazen insan eğlenceli olmayan işler de yapmak zorunda kalır. insan oturduğu dalın en ucuna gitmeye cesaret edebilmeli ve hatta bindiği dalı kesebilmeli.
ortada, hayatı boyunca dünyevi şeyler toplayıp durmuş, düzeni korumuş zavallı bir vatandaş var ve birdenbire dağılıveriyor; hiç kimse durumunu anlayıp ona yardım etmiyor.
uzun bir yaşamdan sonra gençliğine dönmek gibi bir şey bu. insan birdenbire kendini tanıyamaz oluyor. beden kendini yabancı ve korkmuş hissediyor. alışkın olduğun o hal ve sahip oldukların birden itici gelmeye başlıyor ama öyle zırt diye başka biri de olamıyorsun; çoktan iş işten geçmiş, sandığından da fazla.
allahın cezası iş işten geçmiş. adam kadar zavallı olmasam da onunla aynı gemideyiz. ama kim bilir.
aslında hiç farketmez.
sonradan insanın aklının başına gelmesi, öyle yapmamalıydım, demesi kolay tabii ama korkmuştum, provoke olmuştum. o yüzden hata yaptım. insanların böyle şeyler yapması normal. geçmişte oldu, gelecekte de olacak.