Anlamıyor muyum sanıyorsun?
Sağlıklı rolü oynuyorsun. Herkes de sana inanıyor. Bir tek ben senin ne kadar çürümüş olduğunu biliyorum.
Bu umutsuz varoluş rüyası.
Görünüş değil, varoluş.
Her an bilinçli.
Uyanık.
Aynı zamanda senin kendin için kim olduğunla başkaları için ne olduğun arasındaki uçurum.
Baş dönmesi hissi ve en azından açık olmak için duyulan sürekli arzu.
İçinin görülmesi için. Hatta parçalara ayrılmak ve belki de tümüyle yok edilmek için.
Sesin her tonu bir yalan, her hareket yeni bir aldatmaca, her gülümseme aslında yüz ekşitme.
İntihar etmek mi?
Oh, hayır. Bu çok çirkin.
Sen yapmazsın.
Ama hareket etmeyi reddedebilirsin.
Konuşmayı reddedebilirsin.
O zaman en azından yalan söylemezsin.
Böylece düşünceye dalıp, kendi içine kapanabilirsin. Artık rol yapmaz, herhangi bir maske takmaz ve yalancı davranışlarda bulunmamış olursun.
Böyle olduğuna inanır insan.
Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlam değil.
Hayat her şeyin içine sızar. Ve tepki vermek zorunda kalırsın. Hiç kimse de bunun gerçek olup olmadığını, sen içten misin yoksa yapmacık mısın diye sormaz. Bu soruların önemsendiği tek yer tiyatrodur. Hatta orada bile fark etmez.
Nietzche Sevgi kavramının da ahlaki kabuğunu şu satırlarla kırar:
“Birisine onu her zaman sevme ya da ondan nefret etme ya da sadık olma sözü veren kimse, gücünün dışındaki bir şeyin sözünü veriyordur. Birini her zaman sevme sözü şu anlama gelir: seni sevdiğim sürece sevgi eylemlerimi göstereceğim, seni artık sevmezsem, başka güdülerle de olsa aynı eylemleri görmeye devam edeceksin benden.”
Böylece tanıdıklarımızın zihninde sevginin hiç değişmediği ve hâlâ aynı olduğu görünüşü kalır. Nietzche bu düşünceyle şunu anlamamızı ister;
İnsan kendini kandırmadan birisine ebedi sevgi vaadinde bulunduğunda, sevgi görüntüsünün süreceğine söz vermektedir.
Anlık yaşanan duygular yalanla ve rol yapmayla varlığını sürdürmeye devam eder. Kişi bir süre sonra başkalarının olmasa da, bir zamanlar kendi olduğu kişinin papağanlığını yapmaya başlar.
Son olarak Nietzche şunu ekler:
“Genellikle söylenildiği gibi, başkaları için hissetmemiz olanaksızdır: sadece kendimiz için hissederiz.”
Cümle sert geliyor kulağa, ama doğru anlaşılırsa hiç de öyle değil. Kişi ne anne babasını, ne ailesini, ne de eşini sever, onların biz de uyandırdıkları duygulardır sevdiği. Sevgi yararlılığı ölçüsünde var olabilir.
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider.
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında.
Yanlış adreslerdeydik, kimliksizdik belki.
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar.
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı.
Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken?
Gidersen kim sular fesleğenleri?
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?
Kesinlikle biliyordum hiçbir zaman onun dünyasına giremediğimi. Uyuyan sevgili gövdesinin yanında, nice uyanık saatler geçirdim geceleri; gerçeklikten neden bunca kaçmak istediğimi düşünerek.
Arthur Rimbaud, Ben Bir Başkasıdır (s.94)