Herkes sadece kendini sürüklüyor, kimse canlı değil ve kimse hiç ölmüyor, çünkü ölmek için insanın önce canlı olması gerekir. İnsanlar sadece sürükleniyor. Yüzlerine bak! Hatta başkalarının yüzüne bakmaya gerek yok, aynaya bak, sürüklenmenin ne anlama geldiğini göreceksin. Ne canlı ne de ölü.
Böyle bir dünyaya çocuk doğurulur muydu? Acılar neden sürdürülsündü ki, ya da duyguları durmadan değişen, kaprislerinin, kibirlerinin elinde kâh şuraya kâh buraya savrulan bu şehvet düşkünü hayvanların soyu neden çoğaltılsındı ki?
Güneşi gölgeleyen bulut gibi bir sessizlik çöker Londra'ya ve gönüllere. Çabalar biter. Zaman, yelken direğinde çırpınır. Orada dururuz; orada kalırız. Kaskatıyızdır, insanın bedenini sadece alışkanlıkların iskeleti dik tutar...