Karaoğlan'a şapır şupur da bize Yarabbi şükür mü? Amanı bilir misin? İnsaf kertesidir. Biz bunca zamnadan beri yanıp ve de tütünümüz tepemizden çıkıp... dedik. Meğer neye çatmışız İnebolulu? Biz meğerse karının aybaşı sırasına çatmamış mıyız? Rastlantıya bak, rastlantıya... Kör şeytanın işine bak!
Kabadayılarımızın bir kısmını zengin etmek politikamızın da iki amacı vardı. Biri, Türk işadamı yetiştirip önemli iş alanlarini Hıristiyan azınlıkların elinden almak, Türkleştirmek; ikincisi, zenginlik yaman silahtır. Bu yaman silahı bizimkilerin, yani bizim kabadayıların elinde toplayıp kötüsü gelirse yararlanmak...
Bir türlü hatırlayamadığı Şefik Paşa'nın dul karısı Semra Hanım, zannettiği gibi alık saraylılardan değildi. Zeka gösterisine yeltenmemiş, çok bilmişlik taslamamıştı. Ne alıkça kasıntılı ne de şımarıkça suluydu. Abdülkerim'le ilintisini yalancı karı kocalığın sırnaşıklığına dökmediği gibi, arada cinsel bir alışveriş bulunduğunu saklamaya çabalayarak karşısındakini bydala yerine de koymamıştı. İnceydi, duyguluydu. Birçok benzerlerinin tersine, pratik yaşamayı derin tanımamasının güçsüzlüğünü güçlülük hâline getiren ender saraylılardandı. Sofrasından, bakışlarla, tek kelimeyle kusursuz servisten, yakın çevresine saygı, sevgi, bağlılık verdiği belliydi.
İçinde debelendiği bunaltıyla bağdaştıramadığından yadırgadığı bu aşırı sevincin iki sebebi vardı. Dövüşe girdiği halde, dövüşün yasalarını kabul etmeyen bir yoldaşın yükünden kurtuluyordu. Kötüsü gelirse, dünyada gerçekten sevip saydığı biricik insanı düşmana canlı vermemek için kendi eliyle vurmak zorunda kalmayacaktı.